Takım Tezgahları ve Üretim Teknolojileri Dergisi
SEKTÖRÜN GÜÇLÜ BİRLİKTELİĞİ

  • EURO 
  • DOLAR 
  • İstanbul : °C

Sahada Kadın

Çalışmak, anayasal olarak bir hak olsa da teknik işler yapan kadınlara hayretle bakışımız bile cinsel eşitliğin hala tam olarak dünyada yerini bulmadığının bir göstergesi. “Kadın işi, erkek işi” ayrımları da cabası… Eşitlik, tek bir yerde değil her alanda yerini bulursa amacına ulaşmaz mı? Bu sorunun cevabını paylaşmak için, bilhassa sanayi gibi “erkek egemen” diye anılan bir sektörde kadınların varlığını konuşmak istedik. 8 Mart Dünya Emekçi Kadınlar Günü geride kaldı. Kadınlar ise bir gün değil, her gün anlaşılmak istiyor.  Sanayinin sahalarında çalışan kadınların masalında, Sindrella’daki gibi bir prens ve iyilik perisi yok. Cinsel ayrımcılığa karşı çıkarak sahadaki kadın çalışanların arkasında duran ve onlara destek olan kurumlardır kahraman olan… Sanayinin çekirdeğinde, sahada aktif rol oynayan masal kahramanı gibi iki kadınla karşı karşıyasınız: ISCAR Türkiye Kalıpçılık ürün Müdürü Didem Maraba ve Hexagon Metroloji Sabit sistemler Uygulama ve Destek Mühendisi Saliha Güngör sanayideki hikayelerini anlatacak.   

Hexagon Metroloji Sabit Sistemler Uygulama ve Destek Mühendisi Saliha Güngör 

“Oysa biz örgü ipine de kabloya da en güzel şekli verebiliriz!”

Durmaya, rutine, “yapamazsın” sözüne karşı gelmeyi seven bir yapım var. Makinaları, teknolojiyi, mekanizmaları çocukluğumdan beri severim ve hala da seviyorum. Hexagon’a başlamadan önce bir fikstür firmasında teknik ressam olarak çalışıyordum. Teknik resimleri hazırlar, atölyede ustalarla istişare eder, iş adımlarını sevkiyata kadar takip ederdim. Yani, masa başı teknik ressamı değildim. İmalatta girişin yasak olduğu camlı bölmeli bir odada, bilgisayar ve garip görünümlü bir makine vardı. Sonradan bunun 3 boyutlu ölçüm cihazı olduğunu öğrendim. 

“Genç bir kadın, ne kadar seyahat edebilir? Bir gün evlenir gider...”

90’lı yılların başında, CAD ortamında 3 boyutluyu yeni yeni görüyoruz ama “bu yasaklı meret ne yapar?” diye müdürlerimiz ortada yokken kaçak göçek odaya girip ne yaptığını, nasıl yaptığını öğrenmeye çalışıyorduk. Cihazı kullanan arkadaş ansızın işten ayrılınca, bekleyen ölçüm işlerine “yaparım” diye atladım. Bir süre hem teknik büro hem ölçüm işlerini yaparken, aslında yaptığım işi sevdiğim halde, kıramayacağım insanların ısrarı üzerine başka bir firmanın teknik ressam kadrosu için görüşmeye gittim. Gönülsüz yaptığım görüşmede “bize teknik ressam lazım değil aslında, 3 Boyutlu Ölçüm Cihazı aldık, onu kullanacak birini arıyoruz” dediklerinde gayrı ihtiyari “ben zaten kullanıyorum” dedim. “20’li yaşların başındaki ‘kız çocuğu’ 3 boyutluyu bırak görmeyi, kullanıyormuş” diye teknik koordinatörü aradılar, geldi. Aynı şeyden bahsettiğimizden emin olmak için krokisini çizdirdi. Ve çok cazip bir teklifte bulundukları bu işe geçtim. Ama cihaz henüz gelmemişti. Cihaz geldikten sonra kurulum için DEA temsilcisi Transmetal Servis Şefi ve bugün genel müdürümüz olan Levent Yeşilbağ geldi. O gün ilk defa DEA markasıyla tanıştım. Levent Bey kurulumu yaparken yardım etmek istediğimi söyleyince yüzünde tatlı bir tebessümle “iyi, et bakalım” dedi. Birkaç sene kullanacağım makinanın kurulumuna el attım. Eğitimlerden sonra işler belli bir rutine giriyor zaten, tipik fabrika işleri… Servis ve kalibrasyon hizmetleri için bugün operasyonlar müdürümüz olan Çağatay Yeşilbağ her geldiğinde, “ne güzel işiniz var, beni de alsanıza” diye söylenirdim hep. Sonunda İstanbul’da birine ihtiyaçları olduğunu söyledi ve bir fuarda Transmetal’in sahibi merhum Hasan Akbıyık ile görüşüp el sıkıştık. Görüşmemiz kolay olmadı. “Genç bir kadın, ne kadar seyahat edebilir? Bir gün evlenir gider...” diye düşünülüyor sonuçta.  Ama sonuç güzel oldu. Henüz fuardayken yazılım ve cihaz hakkında elim erdiğince destek olarak başladım. Her firma “biz bir aileyiz, burası bir okuldur” der ama Transmetal gerçekten iyi bir okul oldu. 

“Cinsiyet, bir işi yapmamak için mazeret değil”

Nerede, nasıl yetiştiğiniz, kendinize neler kattığınız önemli. Bir arabanın pembe veya mavi olması maksadını karşılamakta ne kadar fark yaratıyorsa, bir işi yapanın pembe veya mavi kimlikli bir teknik insan olması da o kadar fark yaratıyor aslında.  Cinsiyetten çok bilgi, yetenek ve gayretin önemli olduğu düşüncesiyle yetiştim. “Ağaç yaşken eğilir” derler, küçükken babam bir şeyleri tamir ederken “dur, cısss” yerine “bak, izle” der; kız-erkek ayırmadan neyi neden yaptığını anlatırdı. Annem, odun kırma, kömür taşıma işlerini kız-erkek ayırmadan yaptırırdı. Bence gücün, bilginin yetmemesi dışında, kız veya erkek çocuk olmak, işi yapmamak için mazeret sayılmaz.

“Cinsiyet ayrımcılığı küresel bir sorun”

Bazı dillerde kelimeler maskülen – feminen (eril – dişil) olarak ayrılıyor. Sanırım makine sektörü eril kısımda kalıyor. Bir polis, kontrolde çantamdan çıkan alyan anahtar setini amirine “burada şüpheli şeyler var” deyip gösterdi. “O benim alyan takımım” dediğimde amiri “şimdi şüpheli bir şey o” demişti. Makine montajı yapmaya gittiğim bir firma sahibi, gelen faksta yazım hatası olduğunu düşünüp “Salih Bey”in geleceğini zannetmiş. “Ablacım, sen de ekmeğinin peşindesin ama biz de bu makineyi öpücükle almadık” deyip montaja izin vermekte direniyordu. 

Müdürümün ikna etmesiyle montaja izin verdi. Kadın-erkek ayrımını ülkemize has bir durum olarak düşünüyoruz ama bu küresel bir sorun. Hala yurt dışı e-posta trafiğinden sonra yüz yüze karşılaşmada, muhatabının bir kadın olduğunu görünce şaşıran insanlarla tanışıyorum.

Gözlemim şu ki: Özellikle genç kadınlar dezavantajlı başlıyorlar sanayiye… Benim şansım, yöneticilerimin hep arkamda olmasıydı; mesleki ve kişisel destek olarak hep benimle olduklarını görmek, bilmek güç verdi. Gerçekçi olmamız, zayıf veya eksik olduğumuz kısımları tamamlamak için gayret etmeliyiz.

“Teknik işin içinde çalışınca örgü, dantel örmemi de tuhaf karşılayanlar var” 

Evden sanayiye geçince biraz zor oldu. Yapıcı yönlendirmeleri de olmasına rağmen meslek lisesi atölye derslerinde “bak, kız bile freze kullanıyor, siz yapamıyorsunuz” sözlerinin “bile” kısmında olmak güzel değildi. “Bunları öğrenir, okul bitince evlenip unutursunuz, çok zorlamayın kendinizi” diyen de oldu. Yüksekokulda branş hocamızla son dersi tekrar almayla sonuçlanan “kadın kısmının erkek işine özenmesi kıyamet alametidir” tartışmamız olmuştu. Örgü, dantel örmemi garip karşılayanlar da oldu ve onlar hep var. Oysa biz ipe de, kabloya da şekil verebiliriz. Herkesle tartışmaya girmek yerine, gerçeği yansıtmayan negatif sözleri duymamak; tartışmak yerine canlı örnek olmak gerekiyor. 

“Adam olun yeter!”

Meslek Lisesi stajımda İran göçmeni şefimiz “Adam, gelsene. Adam, şunu getirsene” diye seslenirdi. “16 yaşında gencecik kızları ‘adam’ diye çağırıyor” diye gizli gizli güldük. Bir gün gülerken yakalandık. Dedik “biz adam değiliz, adam erkeklere denir” dedik ama o, “İran’da biz adam diye insana deriz. Burada hepimiz çalışanız, kadın-erkek diye her şeyle uğraşırsak, iş yapamaz hale geliriz. Adam olun yeter” demişti. Demek ki insan olmak yeterdi… 

“Ne iş yaptığımı hala anlatamadığım insanlar var”

“Kadın arkadaşlarınızın ve erkek arkadaşlarınızın işinize yönelik yaklaşımları nasıl?” diye sormuşsunuz. Ne iş yaptığımı hala anlatamadığım, metrolojiden bahsettiğim için hava durumu soran bir kesim hala var hayatımda. (Gülüşmeler…) 

“Fikir ayrılıkları olduğunda kadın olmak hem avantaj hem dezavantaj”

Aslında işimi kolaylaştıran da zorlaştıran da hep “karşı cins” olmak... “Erkek kaba saba, kadın çıt kırıldımdır” yargıları. Yersiz argo kullanımı... Toplum olarak biraz tezcanlı, bazı konularda sabit fikirli bir yapımız var. Hemfikirseniz, “erkek kafalı” oluyorsunuz zaten, sonrası kolay akıyor.  Fikir ayrılıkları olduğunda kadın olmak hem avantaj hem dezavantaj... Avantaj kısmı: Toplumumuzda kadının bir yaştan sonra bir abla ve anne sıfatına da sahip olduğu için haşin tartışmaların pek yaşanmaması. Teknik konular üzerinde tartışmak daha güzel ve zaman zaman eğlenceli oluyor. Konu üzerinde tartışırken kişiselleştirmelerden uzak kalmak lazım... Toplum olarak bazen kelimelere fena halde takılıyor, konuları kişiselleştirmeye, cinsiyetleştirmeye gidiyoruz. Bunlardan kaçınmak lazım... Kadınlar yapıları gereği biraz daha kelimelere takılıp kalabiliyor.

“Cinsel ayrımcılık bazen işimizi kabusa çeviriyor”

Tesis imkanları da çalışmayı zorlaştırıyor. Bir fabrikada, bulunduğumuz binada kadınlar tuvaleti olmadığı için karlı havada 1 km bisiklet kullanmam gerekmişti. Yakın bir zamanda gittiğim bir firmada, üretim alanında kadın personel olmaması dikkatimi çekmişti. “Tüm kadın tuvaletlerini, erkek personel daha fazla diye erkekler tuvaletine çevirdikleri için” kadın mühendis alamıyorlarmış. Seyahat ederek çalışınca otel, ulaşım, beslenme gibi temel ihtiyaçlar bile kabusa dönebiliyor zaman zaman.  Otele yalnız girip çıkan ya da lokantada yalnız yemek yiyen, “buralardan olmayan” bir kadın bazen rahatsız edici durumlarla karşılaşabiliyor. “Bir kadının araba kiralayıp yalnız geleceği bir yer değil burası” diye polis kontrolüne takılmak da sektörün sorunlarından sayılmalı bence. Ama şimdilerde sosyal sorumluluk projeleri ve benzeri çalışmalar sayesinde, en geç bir kuşak sonra kadın-erkek ayrımının iyice azalacağını düşünüyorum. 

“Beni asıl kızdıran, ‘erkek işi’ diyenin kadın olduğu durumlar”

“Bu iş erkek işi…” Bunca sene içerisinde çok duydum bu sözü. “Eski toprak” dediğimiz kuşak biraz daha esnek ve destek veren kesim. Nasreddin Hoca’nın “keramet kavuktaysa” fıkrasını anlatmaya kadar varıyor zaman zaman. Gençken biraz daha yüksek tansiyonlu tartışmalar yaşadığım olmuştu ama fıkra ve atasözlerimiz, yanlış anlaşılmalarla uzayacak tartışmaların bile önüne geçip gerginliği de ortadan kaldırıyor. Eğer kendilerini daha iyi hissedeceklerse, Saliha yerine Salih Abi diyebilirler (Gülüşmeler) Beni asıl kızdıran, “erkek işi” diyenin kadın olduğu durumlar… Kendimize de dönüp bakmamız lazım. 

Bugünün şartlarında yönetici olsam, desteğe ihtiyacı olan kadın çalışanlara pozitif ayrımcılık yapardım. Herkesin sosyal medyada en az bir kere gördüğü eşitlik ve adaletten bahseden karikatürü örnek alırdım. Çitin arkasını görmeye çalışan üç farklı boyda insanın, eşitlik sözkonusuysa hepsinin aynı yükseklikte sandığa; adalet söz konusuysa görmesinin mümkün olduğu yükseklikte sandığa çıktığı karikatür. Sadece kadın olmasından ötürü değil, bu desteğe ihtiyacı olduğu için yanında olurdum. 

“İlk örneğim annem…” 

Hayatta beni etkileyen çok kadın oldu tabii ki… İşim nedeniyle genellikle seyahat halindeyim. Yurt içinde ve dışında, birbirinden farklı kültürlerde çok insanla karşılaşıyoruz.  Her bir insan, cilt cilt kitap aslında… Hayal kahramanı kadınlarla ilgili eserler yerine; gerçek hayat hikayeleri okuyup, insanlarla konuşuyor, dinliyor, gözlemliyorum. “Neyi umut ederek ne yapmış, neler olup da bu sonuca ulaşmış insanlar?” bunu görmeğe çalışıyorum. Yurt dışı seyahatlerimden birinde havaalanında bagaj beklerken hasbelkader iki kadının arkasında kaldım.kadınların güçlenmesi amacıyla düzenlenen konferansa gelen bu kadındır.   Ama çocuk yaşta ülke değiştirip, bilmediği bir ülkede dil öğrenip yeni bir hayat kuran annem, ilk örneğimdir.  

 

 

ISCAR Türkiye Kalıpçılık Ürün Müdürü Didem Maraba

“Kadınların istihdama katılımı için cesaretlendirilmeleri gerekir”

Ortaokulu Erenköy Kız Lisesi’nde okudum. Bütün okul arkadaşlarım kızlardan oluşuyordu. Arkadaşlarımın ısrarıyla meslek lisesi sınavlarına girdim. Sonucunda Haydarpaşa Meslek Lisesi Makine Ressamlığı Bölümü’nü kazandım. Okuldaki öğrencilerin büyük kısmı erkek olsa da bölümümüzde kızlar ve erkekler hemen hemen eşitti. İlk senemde başarı ortalamam yüksek olduğu için teknik liseye geçiş yaptım ama burada makine ressamlığı bölümü olmadığından eğitime makine bölümünde devam ettim. Dolayısıyla da üniversitede makine mühendisliği okudum. Mezun olduktan sonra gazete ilanıyla bulduğum ilk iş, kesici takım sektöründeydi. Böylelikle bu sektöre adım atmış oldum. 2006 yılından beri de ISCAR Türkiye’de çalışıyorum.

Genel olarak bahsetmek gerekirse, toplumsal cinsiyet eşitsizliği hem Türkiye’de hem de dünyada bir sorun. Çoğu toplumda kadın, iş yaşamında bu sorunları aşabilmek için daha fazla güç sarf etmek zorunda kalıyor. Kadınlar, meslek seçimi yaparken genellikle “kadınsı” diye tabir edilen mesleklere yöneliyorlar. Bizim mesleğimizde de insanların gözünde canlanan, genellikle bir erkek figürü. Çünkü çalışma ortamının bir kadın mühendis için uygun olmadığı görüşü yaygın. Sanayinin doğası gereği kirli ortamlarda erkeklerle beraber çalışmanın veya seyahat etmenin bir kadına uygun olmadığı düşünülüyor. 

Ben işimi seviyorum, doğrusu ISCAR’da bu tür sorunlarla pek karşılaşmadım. Bu konuda şanslıyım. İş arkadaşlarımın birçoğuyla uzun senelerdir çalışıyoruz. Bir aile ortamında olduğumuzu hissediyorum. Bu önemli bir unsur benim için. Hep birlikte uyum içinde çalışıyoruz. Hepimiz, birbirimizle bilgi ve tecrübelerimizi paylaşıyor ve müşterilerimize çözümler üretmeye çalışıyoruz.

Müşteriler kısmında ise durum biraz farklı. Bazıları ilk tanışmamızda erkek egemen denilen sanayi ortamında bir kadınla iş yapma fikrini yadırgasalar da daha sonra benimsiyorlar. Tabii bu çok küçük bir kesim… Ayrıca işle ilgili detaylara girildiğinde kadın-erkek ayrımı kalmıyor. Erkek mühendis arkadaşlarımla nasıl çalışıyorlarsa benimle de aynı şekilde çalışıyorlar. Sonuçta yaptığımız işin cinsiyetle hiçbir alakası yok.

Ailem ve arkadaşlarımın işime yönelik yaklaşımları diğer sektörlere yaklaşımları ile aynı. Erkek işi gibi görülen bir sektörde çalışmamla ilgili hiçbir sıkıntı yok. Ayrıca her ihtiyacım olduğunda manevi desteklerini hissederim.  İnsanların “erkek egemen” algısı beni hiç korkutmadı. Ben işimin zorlukları ile mücadele etmeyi tercih ediyorum. Bu sektörde kadın olmanın, işi kolaylaştıran faktörleri olduğunu da hiç sanmıyorum… En kızdığım şey, dürüst olunmaması. Kadın ya da erkek fark etmez, herkesin her zaman dürüst olması gerektiğine inanırım. Sahada mühendislik ve satış yapmak için “Erkek işi” diyenler elbette oluyordur. Ancak yüzüme karşı bunu söyleyebilen henüz olmadı.

Bizim görevimiz, müşterilerimizin verimliliklerini artırabilmek ve en uygun çözümleri sunabilmek için teknik servis vermektir. Sahada görünmeseler de ISCAR Türkiye’de ve bayilerimizde, farklı departmanlarda çalışan birçok kadın arkadaşım var. Biz kadın-erkek demeden hep birlikte çalışarak bu başarıyı elde ediyoruz.

Bir gün işveren olursam pozitif ayrımcılık yaparım, kadınların istihdama katılımları için cesaretlendirilmeleri gerekir. Çünkü kadınların çalışmaları halinde, evlerine ve topluma pozitif etkileri olacaktır. Önemli başarılara imza atmış sayısız kadın var. Bu insana gurur ve cesaret veriyor tabii ki. Hepsi çok değerli... Ama benim her zaman ilham ve örnek aldığım kadın annemdir. Kendi yaşam şartlarında güçlü ve cesaretli bir kadındı.

 

 

 

 

12 Ağustos 2020 Çarşamba