Takım Tezgahları ve Üretim Teknolojileri Dergisi
SEKTÖRÜN GÜÇLÜ BİRLİKTELİĞİ

  • EURO 
  • DOLAR 
  • İstanbul : °C

Mühendislik ve öğretmenlik tutkusunun vücut bulmuş hali: Prof. Dr. Yusuf Altıntaş

Dünyada takım tezgahları mühendisliğinden bahsedilince akla gelen 1 numaralı isim: Prof. Dr. Yusuf Altıntaş. Kanada British Columbia Üniversitesi’nde çalışmaya devam eden Altıntaş, yüzümüzü güldüren bir mizahla öz yaşam öyküsünü kitaplaştırdı ve kitabın gelirini fırsat eşitliğine katkıda bulunmak için ÇYDD’ye bağışladı. Hem kendisinin yaşam öyküsünü, hem öğretmenliğini hem de mühendisliğini konuştuk. 

Takım tezgahları söz konusu olunca akla gelen sayılı isimlerin başındasınız. Yakın zamanda yaşam öykünüzü “Anadolu’dan Kanada ve Bilim Dünyasına Yolculuk” adlı kitapta kaleme aldınız. Yazmaya nasıl karar verdiniz?  

Türkiye’ye televizyon ben üniversitede üçüncü sınıftayken geldi. Çocukken TRT’nin tek dalga yayını vardı sadece. Fakir olduğumuz için oyuncağımız da olmadı hiç. Kendimiz oyuncak üretir, dağlarda yabani meyve toplar, keçi ve tavuk bakarak günleri geçirirdik. Benim merakım da okumaktı. Okuma yazmamı iyice ilerletmemi, 7-9 yaşlarım arasında bol bol okuduğum Tom Miks ve Texas çizgi kitaplarına borçluyum. Yani batı edebiyatına açılımı onlarla yaptım! Ufacık kasaba dışında bir yeri görmeyen bizlere, Amerika’daki Kızılderili ve kovboy dünyası sanki başka bir gezegen gibi gelirdi. İlkokul 4 ve 5’te Ömer Seyfettin, Reşat Nuri, Orhan Veli, Rıfat Ilgaz, Aziz Nesin, Muzaffer İzgü’nün kitaplarını kuzenim ve ablamdan alıp okudum. Ortaokulda beni en çok etkileyen yazarlar Yaşar Kemal ve Kemal Tahir oldu. Bu yazarların tüm kitaplarını okudum sanırım. Lisede ise Rus klasiklerine dadandım. Tolstoy, Maksim Gorki, Dostoyevski, Puşkin ve Şolohov’un kitapları benim için vazgeçilmezdi. Keza Jack London, Ernest Hemingway ve Victor Hugo’nun kitaplarını lisede okudum. Üniversitede ise daha çok Kapital gibi Marksist ekonomi kitaplarını okudum ama pek de anlayarak okuduğum söylenemez.  Sanki sosyalist düşüncede kalmak için zorunlu okumam gereken kitaplardı onlar. Fakat Sovyet ve Çin Komünist partilerinin tarihlerini detaylı okudum. Zira mühendis olmasaydım, çok ilgi duyduğum tarih bilimine yönelirdim sanırım. Şimdi de Türklerin Orta Asya’dan Anadolu’ya kadar yayılan tarihlerini okuyup Türk boylarının İran, Afgan, Anadolu, Rus ve Balkan milletleri ile karıştığını öğreniyorum.  Örneğin: Selçuklu ve Osmanlı dizilerini seyrederken, bilgisayarın arama motorundan girip gerçek tarihin detaylarını okuyorum. Diziden tarih öğrenmenin saçmalığını bilimsel tarih okuyarak hafifletiyorum. 

Ömrüm çalışmak ve mücadele ile geçti fakat devamlı hayaller kurup o yönde var gücümle ilerlemeye çalıştım. En büyük engel fakirlikti ama bu da insanın daha çok çalışmasına ve yaratıcı olmasına önayak oluyor. Ben köylü çocuğuyum ve 14 yaşında baba ocağından okumak için ayrılmak zorunda kaldım. Lisede hem Pamukkale’de şarapçı dükkanında çalıştım hem de Denizli Lisesi’nde okudum. Hiç tatilim olmadı. Kasabada doyamadığım çocukluğumu hep özledim. Burada 1978’den beri göçmenim ve kaçırdığım yılların özlemi ile çocukken kasabada başımdan geçen matrak hikayeleri yazmaya başlayıp internette arkadaşlarımla ve ortaokul hocalarımla 1996’da paylaşmaya başladım. Epey okuyucunun ilgisini çekti. Ortaokuldaki Türkçe hocam ve okulumuzun müdürü: “Yusuf’um, bunları hocalık yaşamın dahil kitap haline getirmen şart!” diye gaz verince, hepsini toparlayıp kitap haline getirdim. Aralık 2020’de son toparlamayı yapıp, kendi paramla bastırdım ve gelirini Çağdaş Yaşamı Destekleme Derneği (ÇYDD) aracılığıyla kasabamdaki fakir üniversite öğrencilerine burs olarak bağışladım. Zaten 2013’te TÜBİTAK’ın verdiği 25.000 dolarlık ödülü de aynı yere bağışladığım için “Altıntaş Bursu” hesabı vardı.  Ona eklendi. Bağımı hiç koparmadığım çocukluk arkadaşlarım da Denizli’de gönüllü olarak postaladılar kitapları.

Yaşamınızda çok fazla tesadüf de olmuş, çocukken böyle bir yol izleyeceğinizi tahmin eder miydiniz? 

Hep tesadüflerle meslek seçtim. Anam okula gönderilmemiş hiç. Babam da ilkokul mezunuydu. Ablam benden sadece bir yıl ilerdeydi ve eczacılık okudu. Bana üniversite girişinde veya bölüm seçmemde kılavuzluk edecek kimse yoktu etrafımda.  Örneğin: Uçağı kasabada sadece gökyüzünde görüp  “Bu nasıl uçuyor, öğreneyim” deyip; o zamanlar sadece 15 öğrencinin alındığı İTÜ Makina Fakültesi uçak bölümüne girdim. Bir de İTÜ Makina Fakültesi, o yıllarda Türkiye’nin en yüksek puanı ile öğrenci alan bir yerdi. Bizden sonra Hacettepe Tıp gelirdi. İTÜ’deki ikinci yılda anladım ki okuldaki uçak eğitimi, İkinci Dünya Savaşında Nazilerden kaçan Alman Musevi hocalarla (Üniversite Reformu döneminde) başlamış, onlar gidince de bilgi üretimi durmuş. Uçak fabrikası da olmayınca uçak mühendisliği eğitiminin boşuna olduğunun farkına vardım.  İş bulabilmek için imalat opsiyonuna geçmeye çalıştım fakat artık geç kalmıştım. Uçak opsiyonu makina fakültesinin bir parçası olduğu için temel derslerin hepsini alıp makina mühendisi olarak mezun olduk. İmalat mühendisliğine daha çok iş bulabilmek, makina tasarımı  ve üretmek; elle tutulup – gözle görülen mühendislik yapmak için yöneldim. Babamla kalıp şarapçılık yapabilirdim. Lisede şarap dükkanı işletirken ticaret işlerinden nefret ettim, zira çok fakir ve zor bir hayatım vardı. Üstüne de çocuğum diye öbür dükkancılar kazık atmaya çalışırdı. İlk sene bocaladım ama mücadeleci karakterimle hepsiyle hem iyi geçindim hem de otoritemi kurdum.  Ayrıca o zamanlar şaraphanemiz çok fakirdi ve bir aileyi zor geçindiriyordu. Şimdi küçük kardeşim Asım işletiyor ve Türkiye’nin en büyüklerinden biri oldu. Asım da çocukluğunda şaraphanede çalıştı, işletme fakültesini bitirip fabrikayı modern hale getirdi. Biz babamızdan ve anamızdan devamlı çalışmayı ve zorluklarla, prensiplerden ödün vermeden mücadeleyi öğrendik. Bu da zaten artık ben hoca olduktan sonra gerçekleşti. Şarapçı olmak yerine şarap müşterisi oldum! Kardeşim, “Abi, devamlı gelip durma! Bana satacak şarap bırakmıyorsun. Kanada’da en yağlı müşterimsin!” diyor. 

Bilimden başka bir yol çizmeyi düşünmediniz mi? Enerjiniz, emeğiniz, dehanızdan faydalanmak isteyen global markalar vardı… Neden ama neden “bilim, bilimsel araştırma” dediniz? 

1994 yılında, parasızlıktan kendi yaptığım araştırma CNC’sini Michigan Üniversitesi Ann Arbord’a heyecanlı şekilde anlatmıştım. Daha genç bir doçenttim. Ford şirketinin Genel Müdür Yardımcısı dinledi ve bana ertesi hafta telefon edip, Ford şirketlerinin tüm dünyadaki otomasyon grubunun müdürlüğünü teklif etti! Alacağım maaş sanırım hocalık maaşımdan en az 10 kat fazla olacaktı. Hiç düşünmeden teşekkür edip “hayır” dedim. Endüstride insan; bağımsız, kuyruğu dik çalışamaz. Piyasa, rekabet; büyük şirketlerdeki iç çekişmeleri mühendisken görüp soğumuştum.  Zaten hem bu yüzden hem de tezgahın titreşim, kinematik ve CNC’yi daha detaylı öğrenmek için doktoraya devam etmiştim. Hocalığın getirdiği araştırma ve eğitim sorumluluğu büyük fakat sağladığı bilimsel özgürlük ise parayla değişilemez. Ben açlık sınırında hiç şikayet etmeden öğrencilik ve asistanlık yaparım. Zaten fakirlik içinde büyüdüm ve lüks yaşama hiç ilgim ve merakım da olmadı. Hoca olarak aldığım maaş hem bana hem de çocuklarıma yetiyordu. Dolayısıyla hiç ilgilenmedim ve endüstriden ve bazı ABD üniversitelerinden gelen cazip tekliflere kapılmadım. Sıfırdan yarattığım laboratuvar çocuğum gibi oldu, ayrılmak da istemem. 

Yetiştirdiğiniz nice mühendis var, onlara bakarken ne hissediyorsunuz? 

Ben çocukluğumda mühendis olacağımı bile planlamamıştım, zira ne olduğundan bile haberim yoktu. İTÜ Makine, “en yüksek puanla girilen yer” diye hedefledim. Üniversite giriş sınavında dershane tecrübemiz falan olmadığı için iyi puan alamamıştım ama ilk 4050’ye girmiştim. O yıl İTÜ, ilk 5250 öğrenciyi bir gün matematikten bir gün de fizik ve kimyadan, dörder saat süren klasik bir sınava soktu. Biz de Denizli Lisesi’nde iyi eğitim almıştık. Halen unutamadığım o kazık sorulardan 1000 üzerinden 359 puan alıp tüm fakültelere girme hakkı kazandım ve İTÜ Makina uçak bölümünü seçtim. Gazetelerde resimlerini gördüğüm ülkenin en zeki öğrencileri ile aynı sınıfa düştüm ve hiçbir zaman sınıfın parlak öğrencisi de olmadım.  Zira parasızlık, siyasi hareketlerde aktif olmak derslere asılmayı hep ikinci plana atıyordu.

Yine de okulu dört yılda bitiren yüzde 40’lık kesimin içine girmeyi başardım. Sonrası ise maceralı bir İngiltere serüveni... Parasızlıktan ve şaşkınlıktan tam uzman olamadan Türkiye’ye dönmek zorunda kalınca rotamı çizdim.

Takım tezgahları mühendisliğini iyice öğrenmeyi kafaya koydum. Doğruca MKE Kırıkkale Top Fabrikası’nın tezgah bölümünde işe girdim. İTÜ Makine mezunu, İngiltere’de tezgah diploması almış biri kalkmış Kırıkkale’ye düşük maaşla çalışmaya geliyor. Fabrika müdürü rahmetli Mustafa Taşan, anında aldı işe. Bende ne torpil de ne tanıdık vardı. 

Sonra tesadüfen doldurduğum bir Kanada üniversitesi mastır başvuru formundan 15 Ağustos 1978’de burs çıktı. 5 Eylül 1978’de evlenip, 6 Eylül’de trenle İstanbul, oradan otobüsle Tekirdağ yapıp,   Paris’te işçi olan kuzenim ve eşinin arabasına katılıp Paris’e; oradan da uçakla Montreal ve yeniden trenle Fredercikton’a tam altı günde ulaştık. Zira tamamen uçakla gidecek paramız yoktu. Okula geldiğimizde düğündeki takılardan cebimizde sadece 800 dolar kalmıştı. Açlık sınırının çok altında, iki yıllık mastırı 15 ayda pekiyi dereceyle bitirdim.  Montreal’de uçak-motor fabrikasında bir yıl imalat mühendisi, sonra Kanada’nın CAD/CAM merkezinde iki yıl baş mühendislik yaptıktan sonra, Kanada çapında üstün başarılı öğrencilere verilen doktora bursu ile MacMAster Üniversitesi’nde, 20. Yüzyılın en iyi tezgah hocası ve tırlama teorisinin mucidi Çek asıllı Prof. Tlusty ile doktora yaptım.  Çok bilgili ama çok zor bir hocaydı. Kuvvetli karakterimle ona ezdirmedim kendimi ve vefat edinceye kadar devamlı akademik olarak tartıştık ve çok yakın dost olarak kaldık. Beni üniversiteye tek cümle ile tavsiye etmişti: 

“Yusuf, uyduruk mühendis değildir!” 

Hoca o yıllardaki kanundan dolayı 65 yaşında Kanada’da emekli oldu ve ABD’deki Florida Üniversitesi’ne kaydı. Ben 1986 yılında yardımcı doçent olarak British Columbia Üniversitesi’nde 8000 dolarlık araştırma fonu ile başladım. 1996’da tam profesör oldum ve bölümde en hızlı yükselen hoca unvanını aldım. 1999-2000 yılında 80 yaşına gelmiş, artık emekli olmak isteyen hocamın Florida Üniversitesi’ndeki laboratuvarında bir yıl misafir hocalık yaptım. 

Aldığım maaşı 2,5 ile çarpıp hocanın yerine geçmemi istediler. Fakat ABD’deki yaşama ısınamadım ve parada da gözüm yoktu, döndüm. Şimdi laboratuvarda 6 milyon dolarlık aletler var ve ABD – Kanada’da, en büyük tezgah laboratuvarı. Hocanın yerine sağlam birini bulamadılar ve koca laboratuvar kayboldu gitti. Hocanın korktuğu oldu. Şimdi aynı korkular bende ve yerime geçecek hocayı, üniversiteyi istifa tehdidi ile dize getirip aldırttım. ABD’de hoca olmuş eski bir öğrencimi aldılar. 

Dekana artık 2099’da (!) emekli olmayı planladığımı bildirdim. “Neye acele ediyorsun? Sen halen bizim için altın yumurtlayan tavuksun!” cevabını buyurdu. Ben de “Denizli horozuyum” diye şişiniyormuşum boşuna!

Bir mühendis bilim insanı için olmazsa olmazlar neler? Sizin idolünüz kimlerdi? 

Tezgah mühendisliğinde idolüm, hocam Prof. Tlusty, CNC’de BECKHOF’un CNC’sini yapan, çok değerli ve çok yakın arkadaşım 12 Haziran 2021’de kanserden kaybettiğimiz Stuttgart Üniversitesi’nden emekli Prof. Gunter Pritschow’tu. Gunter aynı zamanda mükemmel bir insan, piyanist ve benim çok yakın arkadaşımdı.  

Bir hocanın verimi, yetiştirdiği asistanların başarısı, lisans öğrencilerinden aldığı öğretmenlik notları, endüstriye getirdiği yenilikler ve bilimsel makalenin getirdiği atıflarla ölçülür.  Şimdiye kadar yetiştirdiğim 23 doktora asistanından 15’i tanınmış profesörler oldular. Benim pabucumu dama atmakla uğraşıp koltuklarımı hindi gibi kabartıyorlar. Kurucusu olduğum mekatronik opsiyonu en iyi öğrencileri almakta ve onlara son sınıfta verdiğim CNC dizayn dersinde, okulun en iyi öğretmeni seçildim (2011). Endüstriye CUTPRO-MACHPRO – Virtual CNC gibi oldukça matematiksel talaşlı imalat analizi, optimizasyonu ve tezgah dizaynı yapan teknolojiler geliştirdik ve bunlar dünyanın tanınmış  şirketleri tarafından kullanılmakta. Sosyalist olan bendeniz üniversitenin zorlaması ile şirket açıp kapitalizme de göz kırptık, sırf araştırmalarımız endüstride kullanılsın diye... Yazdığımız makaleler ise neredeyse 33.000 atıf alıp h-index 96 ulaşmış vaziyette. Talaşlı imalat ve tezgah konusunda dünyada ilk sırayı kapmış durumdayız. Ne kalmıştı geriye? Bir de roman gibi hayat hikayemiz, kendimi tiye alarak yazmak... Onu da bu yıl yaptık. 2099’a kadar daha yapacak çok iş var. Şu anda fizik bazlı matematiksel modellerin yapay zeka ile düzeltilmesi, dijital imalat ikizi geliştirmeye çalışıyoruz.     

Prof. Dr. Yusuf Altıntaş kimdir? 

Prof. Dr. Yusuf Altıntaş Bekilli-Denizli doğumlu olup, ilk ve ortaokulu Bekilli’de (1960-1968) okuyup Denizli Lisesinden 1971’de mezun olmuştur. 1971-1975 yıllarında İTÜ Makina Fakültesinin Uçak bölümünden lisans, 1977 yılında UMIST’de takım tezgahları diploma, 1980 ve 1986 yıllarında Kanada’daki New Brunswick ve MacMaster üniversitelerinden yüksek lisans ve doktora derecelerini almıştır. 1977-1978 yılında MKE Kırıkkale Top Fabrikasında tezgah mühendisi, 1980 – 1981’de Montreal’da Pratt & Whitney Kanada uçak motor fabrikasında imalat planlama mühendisi, 1981-1982’de Canadian Institute of Metalworking CAD/CAM merkezinin başmühendisliği görevlerinde bulunmuştur.  1986 yılından beri Kanada’nın British Columbia Üniversitesinde öğretim üyeliği yapmaktadır. Takım tezgahlarının tasarımı, bilgisayar kontrolü, titreşimleri ve talaşlı imalat mekaniği konularında 200’den fazla hakemli dergi ve 100 konferans bildirisi vardır. Makalelerinin aldığı toplam atıf sayısı 33000 ün üstündedir (h-index 96).  İmalat Otomasyonu: Talaşlı İmalat Mekaniği, Takım Tezgahlarının Titreşimleri ve Kontrolünün Mühendislik Prensipleri isimli uzmanlık kitabının birinci baskısı 2000, ikinci baskısı 2012 yıllarında yayınlanıp Çince (2003,2019) ve Türkçeye (2017) çevrilmiştir. Aachen, Stuttgart ve Florida Üniversitelerinde araştırmacı misafir profesör olarak görev yapmıştır. 

Profesör Altıntaş UBC de Mechatronics opsiyonun kurucu direktörü olup, Pratt & Whitney Kanada Uçak Motor, Sandvik Coromant İsveç Firmasının ve Kanada Fen ve Mühendislik Araştırma (NSERC) kurumunun Sanal Ortamda Talaşlı İmalat İkizi Geliştirme Araştırması kürsü profesörüdür. Üniversitede CNC tasarımı, talaşlı imalat mekaniği ve tezgah titreşimleri, dijital makina kontrolü konularında uzmanlık dersleri vermektedir. Laboratuvarında beş adet çok eksenli CNC tezgahı, kendi yapımı 9 eksenli CNC mikro-freze işleme merkezi, dinamometreler, CMM, lazer interforemetre, yüzey analiz cihazları, mikroskoplar, lazer vibrometre, modal analiz sensörleri ve kendi yapımı araştırma CNC’leri, bilgisayar kontrollü iş milleri ve ilerleme tablaları vardır. Prof. Dr. Altıntaş 2010’dan bu yana da Kanada’nın aynı konudaki araştırma guruplarının (NSERC CANRIMT)) akademik liderliğini yapmaktadır. Tamamen endüstri ve araştırma fonları ile çalışan ve Kuzey Amerika’nın en büyüklerinden olan laboratuvarında 35 kadar asistan ve mühendis çalışmaktadır. 

Uluslararası İmalat Mühendisleri Akademisinin (CIRP), Kanada Mühendisler Akademisi (2006 CAE), Kanada Kraliyet Bilimler Akademisi (2010), Amerikan Makina Mühendisleri Birliği (ASME, 1997), İmalat Mühendisleri Birliği (SME 2005), Tokyo Üniversitesi (2009), Pratt and Whitney Canada (2008) Fellow üyeliği unvanları vardır. Prof. Dr. Altıntaş, Stuttgart Üniversitesi’nin 2009 yılı ve Budapeşte Üniversitesi’nin 2013 yılı onursal mühendislik doktoralarını almıştır. Pekin’deki BEİHANG uçak-uzay (2016) ve Taiwan’daki National Chung Hsing (2019) üniversitelerinin onursal profesörlüklerine seçilmiştir. 

Prof. Dr. Altıntaş,  2010 yılında British Columbia eyaletinin en iyi mühendisi, 2011 yılında da Kanada’nın ülke çapında yılın en iyi mühendisi seçilip Kanada Mühendisler Odası Birliği tarafından altın madalya ile ödüllendirilmiştir. Üniversitede 2010-2011 eğitim yılında verdiği bilgisayar ile makina kontrolü dersi ile mühendislik fakültesinin en iyi öğretmeni olarak Killiam Eğitim ödülünü almıştır. Prof. Dr. Altıntaş 2012 yılında İmalat Mühendisleri Birliğinin SME Albert M. Sargent ödülünü, öğrencileri Caner Ekşioğlu ve Murat Kılıç ile yazdıkları yayın 2013 ASME İmalat Mühendisliğinin en iyi makalesi, 2013 yılının NSERC (Kanada‘da TÜBİTAK karşılığı) SYNERGY endüstriye teknoloji transferi ödüllerini almıştır.  Prof. Dr. Altıntaş TÜBİTAK 2013 yılının fen ve mühendislik bilimleri özel ödülünü almış ve ödül parasının tamamını Çağdaş Yaşamı Destekleme Derneği aracılığı ile kasabasında yetişmiş, gereksinim duyan üniversite öğrencilerine burs olarak bağışlamıştır. Mart 2021’de ‘Anadolu’dan Kanada ve Bilim Dünyasına‘ adlı kitabında yaşamını anlatıp gelirini yine aynı bursa bağışlamıştır. Almanya’nın en büyük İmalat Mühendisliği ödülü olan ve Berlin Senatosu tarafından verilen Georg Schlesinger Madalyasını ve ASME’nin (Amerika Makine Mühendisleri Birliği) en önemli araştırma ödülü Ennor Madalyasını 2016’da kazanmıştır. 

Prof. Dr. Altıntaş’ın laboratuvarında geliştirilen talaşlı imalat mekaniği dinamiği, kontrol ve ölçme programları (CUTPRO, MACHPRO, NPRO, DELPRO, SpindlePro, Virtual CNC) 300’den fazla uluslararası uçak, tezgah, takım, otomotiv ve imalat firmalarında kullanılmaktadır. Prof. Dr. Altıntaş, Enternasyonal İmalat Mühendisleri Akademisinin (CIRP.net)  2016-2017 döneminin ilk Türk ve Kanadalı başkanlığını yapmıştır.  

Profesör Altıntaş tüm Makina Mühendisliği dallarındakı  hoca sıralamasında Kanada’da birinci, ABD de 16. ve dünyada 27. sirada gözükmektedir. Kaynak:https://www.adscientificindex.com/scientist.php?id=641277