Takım Tezgahları ve Üretim Teknolojileri Dergisi
SEKTÖRÜN GÜÇLÜ BİRLİKTELİĞİ

  • EURO 
  • DOLAR 
  • İstanbul : °C

Metal hurdaları esere dönüştüren sanatçı: “Her atık çöp değil!”

Sanayiden sadece zanaat çıkmaz, sanat da çıkar. Bizi buna inandıran en güzel örneklerden biri Fırat Üniversitesi Eğitim Fakültesinde Öğretim Görevlisi olan Rüçhan Keçeci. Atık metal hurdaları eserlerine malzeme yapan sanatçı, hem çevreciliğe hem de sanatın malzemede sınır tanımazlığına dikkat çekiyor. 

Bir malzeme olarak metal hurdayı nasıl keşfettiniz? Malzemenin hikayesini dinleyebilir miyiz sizden?

Metal malzemelerden önce ahşap malzeme kullanıyordum. Ahşap malzeme tam istediğim gibi sonuç vermiyordu. Ancak otomobil parçalarından edindiğim hurda malzemeleri kullandıktan sonra metal atıklar, bir müzisyenin enstrümanı gibi benim sanatımda kendi enstrümanım oldu. 

Atık endüstriyel malzemelerin estetik tasarımlar yapacağım eserler üzerindeki farklı doğal yapıları ile etkileri, “beni adeta büyüledi” diyebilirim. Bu sebeple metal malzemeleri tercih ettim. Ayrıca doğal çevremizin atık malzemelerden arınması konusunda biraz hassasiyet göstermemden dolayı da atık metal malzemeleri eserlerimde kullanmaya başladım. Özellikle araba parçalarının yapıları, tasarımlarda istediğim etkiyi vermeye başladı. Bu etkilerden dolayı eserlerim ilginç bir hal aldı. Son zamanlarda plastik, kumaş vb. atık malzemeleri de metal malzemelerle birleştirip, yeni eserler yapmaya başladım. Bunların etkisi biraz daha farklı oldu.

Bu alandaki ilk çalışmanızı ne zaman ve nasıl yaptınız? 

Bu alandaki ilk çalışmamı yaklaşık olarak 13 yıl önce yaptığımı söyleyebilirim. Elbette bu çalışma şu anki çalışmalarıma göre kısıtlı malzeme ve teknik bilgi eksikliğimden dolayı çok başarılı olmadı. Nedeni ise, malzeme yetersizliğiydi. Çünkü 250 kiloluk bir heykel için bir ton metal hurda malzemeye ihtiyacınız vardır. Benim ilk dönemlerdeki eserlerimde kullanmış olduğum atık metal hurda malzeme miktarım çok kısıtlıydı. Tabiri caizse 1-2 el arabası dolusu kadardı. Tabii bu malzemeden de istediğiniz gibi bir eserin çıkması mümkün değildi. Kaynak ve spiral el aletlerini kullanmayı kendi kendime öğrendim, yani bir başkasından destek alamadım. Keşke imkanım olsaydı, sanayide bir ustanın yanında çırak olarak öğrenmek isterdim. Çünkü ustanın öğretmesi ve sizin bunu kullanmanız mükemmel bir tecrübe. Bu anlamda Amerika'yı kendi kendime keşfeden bir kaşif oldum, uzun ve zorlu süreçler yaşadım.

Metal hurdadan heykel yaparken yola çıkış amacınız, felsefeniz neydi? İlk çalışmanızdaki hissiyatınız ve düşüncenizle şimdikiler arasında değişim var mı? 

Atık metal hurdalardan ilk olarak eser yapmaya başladığımda felsefi olarak estetik değer taşıyan çalışmalar yapmak istiyordum. Belki biraz amatörce fakat amacım, bir sanatçının kendini tatmin etmesi gibiydi. Eserlerimin sayısı artmaya başladığında, kültürümüzde var olan bir kimlik taşıyan kahramanlarımızı  canlandırdığımı fark ettim. Estetik değer taşıyan, kendi hayalimdeki birçok kahraman oluşturup bunları üç boyutlu heykeller haline dönüştürdüm. İlk çalışmalarım ile şu an yeni yapmış olduğum çalışmalar arasında konu, malzeme ve estetik değer açısından birçok değişim olduğunu söyleyebilirim. Son zamanlarda yapmış olduğum tasarımların konusu, eserin estetik görünümünden daha fazla oldu. Bu da galiba sanatçı kimliğimin yavaş yavaş oturduğunu göstermektedir.

Ne tür yaklaşımlarla karşılaştınız? “Taş, alçı vs. dururken hurdayla neden uğraşıyorsun” diyenler oldu mu? 

İnsanlar heykel diye bir ifade duyduklarında akıllarına ilk önce taş yani mermer veya çamur malzeme gelmektedir. Yapmış olduğum eserler ise bunların çok ötesinde, farklı bir malzemedendir. Bazılarına göre metal çok zor işlenen bir malzeme olarak gözükse de bana göre işlenmesi en kolayı... Bundan dolayı taş, alçı, çamur, polyester ve benzeri malzemeler açıkçası bana pek hitap etmedi. Metal malzeme istediğiniz zaman değiştirebileceğiniz bir özelliğe sahip olduğundan dolayı beni çok cezbetti. 

En son Elazığ depreminde yıkılan binaların molozlarından topladığınız hurdalarla çalışma yaptığınızı duyduk, bu süreci biraz anlatabilir misiniz? 

En son yapmış olduğum çalışma, Elazığ depremini anlatan bir eserdir. Ben de depremin var olduğu şehirde yani Elazığ'da yaşıyorum. Bu depremi çok şiddetli bir şekilde hissettim. İnşallah ülkemizde böyle bir acı, yeniden yaşanmaz. Bir sanatçı olarak bu vahim olaya duyarsız kalmak istemedim. Deprem hayatımızın bir parçasıdır. Bu olguyu bilerek ve her an olacakmış gibi yaşamalıyız. Binalarımızı sağlam ve güvenli yapmalıyız. Bunu yeni kuşaklara ve bizden sonraki insanlara miras olarak bırakmalıyız. Ben de depremde yıkılan binalardan çıkan metalleri, yani inşaat demirlerini satın alarak bir eser yapmaya çalıştım. Bu eserimde depremin olduğu anı yani 20:55'i anlatan büyük bir saat tasarladım. Bu saati; gerçeğinden daha büyük şekilde iki el tutmaktadır. Bu eller devletimizin elidir. Aynı zamanda bu ellerin duruş pozisyonu bir insanın dua etmesini çağrıştırır. “Depremin etkisini dualarımız korudu” şeklinde tasarlamak istedim. Yapmış olduğum bu eseri yavaş yavaş bitirmeye çalışıyorum. Kendi imkanlarımla tasarımı oluşturuyorum. Bir sponsor ya da destekle anıt haline dönüştürüp önümüzdeki günlerde bir anıt olarak Elazığ'da güzel bir meydanda sergileyebiliriz.

Bir başkasının sanayide kullandığı parça sizin için sanat malzemesi, sanayi ve sanatı bir arada düşünmek sizin için ne ifade ediyor? 

Sanayide kullandığımız ve işlevini yitirmiş; artık herhangi bir misyonu olmayan metal malzemeleri kullanıyorum. Atık malzeme; burada malzemenin altını çiziyorum, çöp değil… Gitmiş olduğum sergi, konferans, sunu ya da sohbetlerde kullanmış olduğum bir ifadeyi tekrarlamak istiyorum: “Her atık çöp değildir!” Bu slogan da ifade ettiğim gibi atık malzemeleri sanayiden veya geri dönüşümden toplayarak eserler üretiyorum. Atık malzemelere aslında bir kimlik kazandırıyorum. Düşünün: Yapmış olduğum eserde bir disk kapağı ya da sıradan bir vidanın, bir kadının yüzünde elmacık kemiğini oluşturması gibi... 

Aslında sanayi ve sanatı ya da sanayi ve üniversiteyi; bir arada düşünüyorum. Aslında olması gereken de bu. Sanayide, farkında olmadan çalışan ne kadar sanatçı usta var biliyor musunuz? Ben bazen bunlarla çay içerek, sohbet ederek tanışıyorum. “Bu güzel insanlardan daha öğrenecek çok şeyim var” diyorum.  Aynı zamanda bu güzel insanlarla birlikteyken ben de onlara bir şeyler kattığımı düşünüyorum. Sanat paylaştıkça güzeldir, sanat birlikte güzeldir. Sanat toplumun her alanındaki insanımızla birlikte olursa güzeldir. Sanat, sadece müzelerde ve sergi salonlarında değil her yerdedir ve herkesledir.

Dünyanın en güçlü şeyidir sanat, hatta silahlardan bile güçlüdür. Sanatı doğru ve güzel bir şekilde icra etmeliyiz. Bu sayede dünyadaki her insanın anlayacağı dilde ifade etmiş oluruz.

 

 

İlgili Fotoğraflar