Takım Tezgahları ve Üretim Teknolojileri Dergisi
SEKTÖRÜN GÜÇLÜ BİRLİKTELİĞİ

  • EURO 
  • DOLAR 
  • İstanbul : °C

Makine, üretim ve iş sevgisinin insanı: Mustafa Dirin

Babasının işi gereği sanayinin içinde doğdu, hayali olan makine mühendisliğini okudu ve yaşamını üretime adadı. Çok çalıştı, çok inandı ve makine yapmak konusunda inat etti. Dirinler Yönetim Kurulu Başkanı Mustafa Dirin, sanayide geçen hikayesini bizimle paylaştı. Her satırı yaşam barındıran, buram buram üretim sadakati ve iş sevgisi içeren kendine has üslubuyla… 

Hayatınız nasıl nerede başladı?

En az 120 yıllık İzmirliyiz. Babaannem 1901 yılında İzmir’de doğmuş. Ama o Sarayovalı. Dedemin memleketi Makedonya… Annemin ailesi Giritli… Babaannemin doğumunu milat kabul edersek, en az 120 yıldır İzmirliyiz. Aslında hayatımızı burada kurduk.

“Sanayinin içinde bir baba” sizi nasıl etkiledi?

Bizim evimiz atölyemizin yanındaydı. Ben daha dört beş yaşlarında atölyedeki talaşların içerisindeydim, öyle büyüdüm. 

O zamanlar sanayiciler tamircilerdi,  herkesin imkanları kısıtlıydı. Babam anlatırdı, Atatürk’ün öldüğü gün bir tornacıda çalışmaya başlamış, amcalarımın biri inşaatçı diğeri de marangozdu. Dedemin işleri bozulmuş. Babam tornacılık mesleğini çok sevmiş, o iyi bir tornacı ve analitik zekası çok yüksek bir insandı. Askere gidip geldikten sonra mahallenin bekçisi Osman Konak görmüş ki oğlu büyüyor, artık onun da bir iş sahibi olması gerekiyor diye düşünmüş. Bakmış tornacılar en şık giyinen, en çok eğlenen insanlar. “Bir tornacı dükkanı açayım da oğlum çalışsın, meslek öğrensin” diye düşünerek kendine bir ortak aramaya başlamış. Tam da bu noktada yolları babamla kesişmiş. Oğlu büyüyünce babam ortaklıktan ayrılmış ama Osman Amca’yla babam ölünceye kadar baba evlat gibi geçindiler. Ben de o zamanlar atölyelerin içinde büyüdüm. Kaportacılar, tornacılar, kaynakçılar, bobinajcılar ve motor tamircileri içinde…. 

Haliyle sanayinin içinde büyüdünüz… Babanız bir rol model olmuş. 

Sanayinin içinde bir küçük çocuk olması herkesin hoşuna gidiyordu, beni çok severlerdi. Bir tekerleme vardır ya “Mustafa Mıstık arabaya kıstık” diye o tekerlemeyi söylerlerdi ve beni kızdırdıklarını sanırlardı, aslında kızmazdım. Hemen bana bir külah yer fıstığı alırlardı, o fıstığı hala çok severim. Sekiz-dokuz yaşlarında öğle yemeklerinde karşı komşunun kalfaları “Hadi gel bakalım Musto, dama oynayalım” derlerdi, bazen ben onları yenerdim, bazen onlar beni yenerdi. Bu oyunla bana düşünme kabiliyeti kazandırdıklarını düşünüyorum. 

Babamın beni küçük yaşlarda atölyelerin içine sokması ile bu mesleği çok sevdim. Belki de babam bunu bilerek yaptı. Herkesin babası kendine değerlidir. Benim babam da benim için çok değerliydi. Çok müthiş bir torna ustasıydı, analitik zekaya sahipti. Onun vizyon ve misyonu içerisinde ben de bu figürden çok etkilenip, babamın işini yapmayı hep arzuladım. İlkokul öğretmenlerim “sen ne olacaksın” diye sorunca, ne olduğunu tam bilmediğim halde “Mithatpaşa Endüstri Meslek Lisesi’ne gideceğim, makine mühendisi olacağım” derdim.  Gülümserlerdi. Sanki liseden hemen sonra mühendis olunuyormuş gibi, bilmezdim tabi… Sonra nasip oldu, makine mühendisliği okudum.  

Çocuklarına ve ailesine çok düşkün, çalışmayı çok seven, zeki bir baba; o babaya ve çocuklarına düşkün, sabırlı ve anlayışlı bir anne. Aslında bizi biz yapan; çocuklarına, ailesine düşkün bir baba ve annemiz olmasıydı.

Sanayideki tecrübeniz malum… Geriye dönüp baktığınızda çalışma hayatınız nasıl geçti? Sizi zorlayan dönemlerden de bahsedebilir misiniz?

Babam Kovancı Cemal Usta olarak bilinirdi. Kendi atölyesini kurmuştu. Cemal Dirin Torna Atölyesi’ydi ismi. Ben de o dönem Mithatpaşa Endüstri Meslek Lisesi’nde okuyorum. Tornada, frezede çalışıyorum, boş zamanlarımda da atölyeye geliyorum. 1964-65 yıllarında, babam ağır vasıtaların alt takımlarını ve tamirlerini yapıyor. O zamanlar çok revaçta. Çünkü beş tonluk kamyonu on ton dolduruyorlar, yollar bozuk; kamyonlar da malı yetiştirmek için hızlı gidiyor. Çukurlara girip alt takımı sürekli bozuyorlar. Kovanı, dingili hep bozuluyor. Bu işlerde gece gündüz çalışılırdı, ben bile mesaiye kalırdım. 1965’lerde babam bir gün düşünceliydi. Neyiniz var diye sordum. “Oğlum artık yollar asfaltlandı, ‘İstiap Haddi Kanunu’ yani kamyonlara ‘Taşıyamayacağı Yükten Fazlasına Yasak Kanunu’ geldi. Artık kamyonlara beş tondan fazla yük konmuyor, kamyonlar ruhsatındaki tondan daha fazla yük taşıyamıyor. Bu işler çok azaldı. Yapan da çoğaldı. Bir üretim yapmak lazım” dedi. O zamanlar iki planya, bir vargel tezgahımız vardı. “Planya tezgahından yapamaz mıyız?” diye sordum, “yaparız” dedi. Sonra Vargel tezgahını yaptı. Ben de babamla beraber modelciye, dökümcüye gidiyorum. “Babacım, ben ufak tezgahı yapalım dedim sana, sen gittin büyük tezgahı yapıyorsun, neden?” diye sordum. O da bana “Evladım, iki tane planyamız var, senede bir ay bile çalışmıyor ama Vargel tezgahımız gece gündüz çalışıyor, satamazsak kendimiz kullanırız” dedi. 

Bu arada da bana ekonomi öğretmiş oldu. Tezgahları yaparken senede en fazla iki tane yapıyorduk. Bütün her şeyi orada işliyorduk. Bir gün bir esnaf geldi, iki tane pres modeli dökülmüş gövde getirdi, “Cemal Abi, bana bunları işler misin?” dedi. İşledik. Onları da topladı bizim orda, makineleri aldı, modelleri bıraktı gitti. Esnaf kapıdan her geçişinde “modellerini al” diyordu, “tamam abi” diye cevaplıyordu ama modelleri almıyordu. 

En son aradan 5-6 ay geçti “Cemal Abi, ben sana vereyim o modelleri, sen o preslerden yap. Yapan çok ama benim istediğim kalitede yapan yok, bunlara çok ihtiyaç var” dedi adam. Onları yapmaya başladık. Hem vargel, hem pres tezgahı yapıyoruz. O zamanlar, 66’lı yıllarda BMC, Tofaş yeni kurulmuş; Türkiye’de bir otomotiv furyası var. Biz ayda bir, iki, üç derken yapa yapa bu işte belirli bir seviyeye geldik. 1970 yılında Çamdibi’ne taşınırken babam “Oğlum madem biz buraya taşındık, ortak yapacağım sizi buraya” deyip bir kolektif şirket kurdu. Dökümcüler bize makine gövdesi, döküm yetiştiremiyorlardı. Dökümhane kurdu. İki tane şirketimiz oldu. 1983 yılında şirketi değiştirelim dedik, fakat kolektif şirketini anonim şirkete dönüştürmek mümkün olmadı. Biz de yeni bir anonim şirket kurduk. Dirinler Makina, Sanayi ve Ticaret Anonim Şirketi diye. Böylece üç tane şirketimiz oldu. Dirinler hikayesi de böyle başladı. “İhtiyaçtan doğan şirketler” diyebiliriz. 

Bir daha dünyaya gelsem yine aynı hayatı yaşamak isterim, yine bu mesleği yapmak isterim. Benim için zorluklar değil, aşılması gereken konular vardır. Hayatımda çözülemeyecek bir sorun olmadı, önemli olan çözüm yolunu bulmak, çaba sarf etmek... Bu bakış açısıyla yaşadığım için hayatımın hiçbir döneminde sorunları zorluk olarak görmedim.

Başarılı ve başarısız dönemlerde tutumunuz nasıldı?

En büyük başarı mutlu olmaktır. Mutluysak, başarmışızdır. Ben mutluyum ve benim için en büyük başarı bu. Yapabileceğime inandığım her işimi tamamladım, bu anlamda başarısızlık olarak adlandırdığım bir dönem hiç olmadı. İşlerimde başarılı olduğumu da toplum söyleyebilir, ben değil. Başarısız dönemlerde de insanın hedefleri, idealleri hep vardır; onları gerçekleştirmek için durmadan çalıştım. Zaten hedeflerin de hepsini gerçekleştirmek gerekmez, çoğunu gerçekleştirdiyseniz yeterli olur. 

Bu işi sizin için “yapılabilir” kılan nedir? Üretmek sizin için ne ifade ediyor?

Benim alt yapım buydu. Hayatım boyunca öğrendiğim, kazandığım bilgiler ışığında işim benim için yapılabilir oldu. Sonrasında teknolojik alt yapı ile tecrübelerimi birleştirdim ve sanırım başarı da öyle geldi. Üretmek, insanlara hizmet etmeyi ifade ediyor. Ürettiğin ürün, birilerinin işine yarıyor, insanlar çoluğuna çocuğuna ekmek parası kazanıyor oradan. Yapılmayanı yapmak, üretmek insana bir huzur veriyor. Kendine güven geliyor.

Makine sektöründe hep ilkleri yapan bir şirket olduk. Vargel tezgahı o zamanlar bir ilkti, hiçbir zaman yerli firmayı taklit etmedim. Her zaman Avrupa ülkelerindeki gelişmeleri takip ederek ülkeme kazandırmayı hedefledim. Sonra biz teknolojiyi yönetmeye başladık. Şu anda biz Avrupa firmalarıyla yarışacak durumdayız.

Tekrar başa dönseniz yine aynı yolları izler misiniz? Sanayiye adım atar mısınız?

Az önce de söylediğim gibi dünyaya bir daha gelsem, yine aynı hayatı yaşarım. Bundan birkaç sene evvel, meslek okulundan bir arkadaşım geldi. Atölyeyi gezdik birlikte, makineleri gösterdim, müşteride olan makinelerin fotoğraflarını ve maketlerini de gösterdim. Bana “Mustafa, hayatına ne kadar çok makine sığdırmışsın, sana bunları başaracağını söyleseler önceden ne düşünürdün?” diye sordu. Hemen elli sene öncesine geri döndüm. O zaman ne derdim bilmiyorum ama “Yapılması gerekiyormuş, yapıldı” diye cevapladım. Ülke yoklukları ve sıkıntılarıyla bu döneme geldik. Gelişmemiş teknoloji içerisindeki yoklukları var etmek, hedefimiz oldu. Bunlar övünç malzemesi değil fakat iş yerinde çalışanların yüzde 65’i bizim işyerimizde yetişen insanlar. Ben makinelerle değil, yetiştirdiğim insanlarla övünüyorum. Bu idealimden dolayı hem çıraklık okulumuz, hem de Dirinler Akademi benim için vazgeçilmezdir. İnsanları katma değerli hale getirmek en büyük hedeflerimden biridir.

Başka iş yapmayı düşündüğünüz dönemler oldu mu?

Ben bir daha dünyaya gelsem aynı işi yapmak ve aynı yaşantıyı doğrularıyla, hatalarıyla ve sevaplarıyla bir daha yaşamak isterim. Kendi iş kolumdan başka hiçbir iş kolunda çalışmayı düşünmedim. Makine yapmak, makine yapmak, makine yapmak…

Çocuklarınız da yaptığınız işin içinde. Neler gözlemliyorsunuz? Babayken ve “patronken” nasılsınız? 

Mükemmel bir baba olduğumu düşünüyorum; ben onları da “patron” yetiştiriyorum. Bazen bu yüzden anlaşamadığımız, sitem ettikleri dönemler oluyor.

Mustafa Dirin kendine ait zamanlarda ne yapar? İlgi alanları nelerdir?

Mustafa Dirin boş zamanlarında da makine düşünür. Bunun haricinde balık tutmayı severim, çiftçilik yaparım, dostlarımla zaman geçirmeyi severim. Mithatpaşa Endüstri Meslek Lisesi’ndeki tüm arkadaşlarımı zaman zaman toplar, yemekler düzenlerim.

Mithatpaşa Endüstri Meslek Lisesi’nde Koruma Derneği Başkanlığı yaptım. Okulun “Geleneksel Pilav Günü” olması benim başkanlığım döneminde olmuştur. Çınarlı Meslek Lisesi Koruma Derneği, Sanayi Odası Meclis Üyeliği, TOBB Genel Kurul Delegeliği, 2002-2004 yıllarında Orta Anadolu İhracatçılar Birliği Yönetim Kurulu Üyeliği, 2008-2010 yıllarında Makina İmalatçıları Birliği’nde Başkanlık görevlerini üstlendim ve hala çeşitli sosyal dernek üyeliklerim devam etmektedir. Dolayısıyla sosyal yanım olduğunu sanıyorum.