Takım Tezgahları ve Üretim Teknolojileri Dergisi
SEKTÖRÜN GÜÇLÜ BİRLİKTELİĞİ

  • EURO 
  • DOLAR 
  • İstanbul : °C

“Başarının kriteri, işi sevmek!”

Meslek lisesi torna tesviye mezunu… “Yetmez” deyip makine mühendisliğinde öğrenimini tamamlayıp sanayiye adım attı. O adımdan sonra da ömrü sanayide geçti. Hikayesini dinlediğimizde anlıyoruz ki Form CNC Genel Müdürü Muhterem Şanko’yu takım tezgahları sektöründe başarılı kılan onun öngörüleri ve stratejik yaklaşımıdır. Bilhassa yeni nesil sanayicilere ilham olabilecek bir bakış açısına ve yaşam öyküsüne sahiptir. 

Muhterem Şanko - Form CNC Genel Müdürü

 

Hayatınız nasıl, nerede başladı?

21 Temmuz 1959’da Gelibolu’da dört kardeşin en küçüğü olarak dünyaya geldim. Ailem ben doğduktan birkaç ay sonra İstanbul’a taşınmış. Mütevazı, orta ölçekli ailem ile birlikte yaşantımın tamamı İstanbul’da geçti. İlk ve ortaöğrenim sonrası belki de hayatımın dönüm noktası, Haydarpaşa Endüstri Meslek Lisesi’nin torna-tesviye bölümünü kazanmamla başladı. Ailemin bir meslek sahibi olmam yönündeki teşvikleri ile sanat okuluna başladım. Okulumun ve öğretmenlerimin bana verdiği emeği hiçbir zaman unutamam. Günümüzde bu tarz okulların verdiği eğitimlerin ne kadar düştüğünü üzülerek görüyorum. Haydarpaşa Endüstri Meslek Lisesi’nden derece ile mezun olduğumdateknik olarak çok donanımlı olduğumu söyleyebilirim. Fakat lise seviyesinde iş hayatına atılmamın bana yeterli olmayacağını da görmüştüm. Tek seçeneğim üniversiteye gidip mühendislik eğitimi almamdı. Ancak sadece belli üniversiteler sanat okulu çıkışlı öğrencileri kabul ediyordu.

Maalesef, sanat okullarında daha çok mesleki eğitimler verildiği için haliyle yeteri kadar fen dersleri verilemiyordu. Oysaki üniversiteye girişte fen lisesinde okumuş öğrencilerle rekabete giriliyordu. Bu da biz sanat okulu mezunlarının üniversite kazanma şansını son derece düşürüyordu. Tek yapılması gereken çok fazla çalışmak ve bu açığı kapatmaktı. Sonuçta, İstanbul Devlet Mühendislik Mimarlık Akademisi (şimdiki Yıldız Teknik Üniversitesi ) Makine Mühendisliği bölümünü kazandım. Hem kendim hem de ailem, son derece mutlu olmuştuk. Sadece onların mutluluğunu görmek için bile bu emeğe değerdi. 

Muhterem Şanko’nun yolu sanayiyle nasıl kesişti? 

1983 yılında okuldan mezun olduktan sonra, askerlik görevimi Ankara’da kısa dönem tankçı eğitim çavuşu olarak yerine getirdim. Askerden döndüğüm ikinci gün, abimin eşinin muhasebe sorumluluğunu üstlendiği Temsan Mümessilik firmasında mühendis olarak işe başladım. Firma o dönemde, belli yabancı sanayi üretim markalarının bayiliğini yapıyordu. Her ülkeden konvansiyonel makinalar, ölçü aletleri vs. gibi sanayicilere yönelik ürünlerin satışını gerçekleştiriyordu. Ben de firmalara bu ürünlerin tanıtımını, satışını ve kurulumlarını yapmaya başlamıştım. 1985 yılından itibaren dünyada NC tezgahlarda CNC tezgahlara geçiş olduğu bilgileri, bizlere ulaşmaya başlamıştı. Muhtelif fuarlarda bu tarz makinaların arttığını ve sanayide bir devrim yaratacağını görmeye başlamıştık. Mazak (Japonya) ile tanışmamız da bu tarihlere denk gelmektedir. Firmamız yöneticileri daha önceki bir fuarda Mazak firması yöneticileriyle görüşmüş ve Türkiye’de olası satışlar için bayilik ön anlaşması yapmış. Ancak, Türkiye’nin bu tarz CNC makinalara (özellikle de Uzakdoğu mallarına) henüz hazır olmadığı düşüncesiyle kataloglar raflarda bırakılmış.

Türkiye’de çok az da olsa Alman, İngiliz ve Fransız CNC makinaları tercih edilmekteydi. Biz bu katalogları raflardan indirip çalışmaya başladık. Mazak ürünleri çeşitliliği, ileri teknolojisi, ilk diyalog programlamaları, firmanın yaklaşımı vs. her şey çok olumluydu. Tek problem, talep edecek üst düzey firmaların Japon menşeili tezgahlara negatif bakışıydı. Bunu nasıl yenebilecektik? Aynı yıl içerisinde Klinger Yakacık fabrikasından görüşme talebi geldi. Ürünlere çok hakim olmamamıza rağmen firmayı ziyarete gittik. İlk görüşmede çok negatif olmalarına rağmen özellikle Klinger Avusturya’nın önerileri ile üç adet Çok Magazinli Mazak Torna yatırımı yaptılar. Tezgahlar geldi. Yabancı montörler aracılığıyla makinalar kuruldu ve işletmeye alındı. Hepimiz için bir mucizeydi. En az 7-8 farklı makine değiştiren parçalar, bir bağlamada el değmeden çok hassas olarak bitiyordu. Firmanın ve yöneticilerinin bize gösterdiği ilgi ve verdiği olumlu referans sayesinde satışlarımız başlamış oldu.

Bu aşamadan sonra aldığım yurt dışı ileri eğitimler ve yabancı tecrübeli montörlerle çalışmalarım neticesinde benim şirketteki asli görevim, satış esnasında müşterilere teknik olarak mütalaa, makine model ve aksesuarlarının belirlenmesi; daha sonra müşterinin sipariş ettiği makinanın kurulum, eğitim ve müşterinin parçalarını işlemek olmuştu. Her gün çok farklı sanayiciler ve teknik elemanları ile bir araya gelerek farklı sektörlerde bilgi sahibi oluyor, onlarla kendi yaptıkları ürünün nasıl daha iyi olabileceğini belirliyorduk. Birkaç yıla kadar Türkiye’de satışlarımızın yükseleceği gözüküyordu ve servis-yedek parça tarafına yatırım gerekiyordu. 

1992 yılında şu an çalışmaya devam ettiğimiz Form Makine CNC Takım Tezgahları şirketimizi kurduk. Satış departmanından önce servis bölümümüzü oluşturduk ve 2002 yılına kadar fiilen şirketimizin servis bölümünde çalıştım ve yönettim. Bu da bana çok ciddi bir teknik tecrübe kazandırdı. Eğer daha sonra satışta da başarılı olabildiysem en çok bu teknik birikimim sayesinde olmuştur. Bugün bile servis bölüm sorumluları, ihtiyaç duyduklarında hala gelip benim görüşümü alırlar.

Sanayideki tecrübeniz malum… Geriye dönüp baktığınızda çalışma hayatınız nasıl geçti? Sizi zorlayan dönemlerden de bahsedebilir misiniz?

Yatırım malı satmanın her zaman avantaj ve dezavantajları vardır. Kriz dönemlerinde ilk sizin işiniz durur, en geç de sizin işiniz açılır. Türkiye’de kriz eksik olmadığı için mümkün olduğu kadar farklı sektör ve ürünlere yönelmek tercih edilmektedir. Şahsım ve firmam müşteri odaklı olduğu için, diğer firmaların aksine, mümkün olduğu kadar konsantrasyonumuz ve hizmet kalitemizi düşürecek farklı ürün satışına yönelmedik. Sadece bir-iki firmanın bayiliğini üst düzeyde yapmanın başarısını gördük. Lakin şu anda geldiğimiz noktada imalatçı firmalarda oluşan aşırı fiyat baskısı; firma kalitesinden çok, ucuz olana yönelmeye sebep olmaktadır. Bu rekabet de hizmet kalitesinde, ister istemez sıkıntılar yaratıyor. Biz de buna karşılık portföyümüze geleceğe yönelik birkaç ürün ve firma daha ilave ederek ciromuzu yükseltip hizmet kalitemizden ödün vermeden yolumuza devam ediyoruz.

Sektöre adım attığınızdaki günlere kıyasla günümüz teknolojilerini pazarlamak nasıl? Teknolojideki değişimi gözlemlerken ne düşünüyorsunuz? 

Yaklaşık 35 yıl önce sektöre adım attığımızda yaptığımız işle, günümüz teknolojileri kullanılarak yapılanlar açısından çok büyük değişiklikler olmadı. Ancak bundan sonra ciddi değişimler yaşayacağımıza inanıyorum. Özellikle Endüstri 4.0 kullanımının yaygınlaşması, robot ve otomasyonların ön plana çıkmasıyla daha çok insansız fabrikalar göreceğiz. Seri adetler azalıp daha düşük serilerin üretimi için de 3 boyutlu yazıcılar çok daha fazla sanayide yer alacak. Bu konularda da çok ciddi çalışmalar yapmaktayız.

Başarılara ve başarısız dönemlere ilişkin tutumunuz nasıldı? 

Çok şükür, çok fazla başarısız dönemler yaşamadım. Elbette en önemli kriter, temsil ettiğimiz ürünlerin çok kaliteli ve çok değişik sanayi sektörlerine hitap edebilir olmasıydı. Genelde krizlerde bazı sektörlerin, üretimlerini artırarak devam ettikleri için bize faydaları dokundu. Bu tür kriz dönemlerinde özellikle Mazak firma sahiplerinin ve yöneticilerinin, maddi ve manevi çok ciddi desteğini gördük. Kendilerine bu desteklere minnettarlığımızı çok çalışarak ve sadakatimizle gösterdik, gösteriyoruz.

Grup olarak denediğimiz ancak benim yoğunluğum sebebiyle fiili olarak katılmadığım farklı işlerde maalesef başarısız olduk. Dolayısıyla herkese tavsiyem, mümkün olduğu kadar eğitimini aldıkları ve bildikleri işlerde çalışmalarıdır. 

Bu işi sizin için “yapılabilir” kılan nedir? Çok para kazanmak mı, birilerine istihdam sağlayabilmenin haklı gururu mu, ülke sanayisine katkıda bulunmak mı, gelişimin öncüsü olmak mı? Ya da hepsi mi? 

Aslında hepsi ama öncelikle “Eğitimini aldığım işi yapabiliyor olmanın ve her gün yeni bir şeyler öğrenmenin mutluluğu” diyebilirim. Bu işlerde artık çok para kazanmak mümkün değil, belki danışmanlık yapsam bu bedelleri alabilirim ama şu anda grubumuzda 120 kişi çalışıyor ve en az 300 kişi yaptığımız işten faydalanıyor. Bunun da getirdiği sorumluluğa çok önem veriyorum. Müşterilerimizdeki tezgahların, yalnızca 1 dakikalık duruşunun bile onlara neler yaşattığını; çok uzun yıllar onlarla beraber çalıştığım için biliyorum. Bu bilinçle her zaman servis teşkilatımız grubumuzun göz bebeğidir ve toplam grubumuzun yüzde 60’ını oluşturmaktadır. Bu sayede ülke sanayisine de katkıda bulunduğumuzu düşünüyorum. Müşterilerimizin övgüsü, yaptığımız işi her zaman sevmemize teşvik eder.