Takım Tezgahları ve Üretim Teknolojileri Dergisi
SEKTÖRÜN GÜÇLÜ BİRLİKTELİĞİ

  • EURO 6.5102
  • DOLAR  5.9076
  • İstanbul : °C

Türkiye’nin makinacıları, hazırlanın! Yerlileşmeye gidiyoruz

İmalatın hiçbir türü, takım tezgahlarından bağımsız olarak gelişemez. Çevremizde gördüğümüz her endüstriyel ürün ya takım tezgahları ile ya da takım tezgahlarıyla üretilmiş bir teknoloji ile üretilmiştir.  Takım Tezgahlarının, imalat sanayisinin yapı taşı olduğunu her fırsatta belirttik. “Neden stratejik sektör” diye sorulduğunda otomotivden medikale, kalıpçılıktan tekstil makinelerine kadar her üretim alanında “anahtar” sektör olarak karşımıza çıkmaktadır. Ülkemizin uluslararası arenada devamlılığını, bağımsızlığını, stratejik gücünü korumak adına varlığını sürdüren Savunma ve Havacılık sanayisi de varlığını takım tezgahları sektörüne borçludur. Savunma ve havacılık sektörlerindeki gelişmeler, takım tezgahları sektörünü de paralel olarak etkilemektedir. Takım tezgahları sektörünün sesi TT Magazin olarak, savunma ve havacılık sektörlerini temsil eden kuruluşlara merak edilenleri sorduk. 

 

“Savunma sanayisinin korunması ve geliştirilmesi, önceliklidir”

Selçuk Yaşar / Savunma ve Havacılık Sanayii İmalatçılar Derneği (SASAD) Yönetim Kurulu Başkanı 

 

Savunma sanayisinde yerli kaynakların kullanımının önemine değinebilir misiniz? Yerli üretim için devlet bazında yapılması gerekenler neler olmalıdır?

İhtiyaçların yerli kaynaklardan karşılanması ülke savunması kapsamında, tedarik güvenliği olarak çok önemli ve kritik olarak değerlendirilmektedir. Türk Silahlı Kuvvetleri (TSK) veya sektör oyuncularının ihtiyaçlarının yurt dışından karşılandığı durumlarda gelişen konjonktüre göre ciddi temin güçlükleri ile karşılaşılabilmektedir.  Gerek TSK gerek sektör oyuncuları tarafından bu kapsamda olumsuz deneyimler yaşanmıştır. 

Tedarikçi ülke ile yürütülen siyasi ve ekonomik ilişkiler ve psikolojik unsurlar ile bağlantılı olarak TSK alımlarının kısmen kesintiye uğradığı veya tamamen durdurulduğu yakın geçmişte deneyimlenmiştir.

Sektör oyuncularımız, ihracattaki rekabet nedeniyle yurt dışı tedariklerinde sıkıntılar yaşamaktadır.

İhracat potansiyelimizin artırılabilmesini, teminen yerlileştirme ve güçlü tedarik yönetimi için ülke güvenliğinin sağlanması, çok önemli politika araçları olarak ortaya çıkmaktadır. Milli Savunma Bakanlığımız yerlileştirme çalışmalarını stratejik hedefleri arasına almıştır.  Yerlileştirme hedefinin her açıdan desteklenmesine yönelik kaynakların ve teşviklerin sağlanarak yerli geliştirme çalışmalarına sabırla devam edilmesi gerekmektedir. 

Yerli savunma sanayisinin oluşturulma ve bunda özel sektörü mümkün olan en güçlü biçimde kullanma yönünde ne gibi stratejik önlemler alınabilir ya da atılımlar yapılabilir?

Milli Savunma Bakanlığımız, 2000’li yılların başından itibaren uygulamaya aldığı politikasında, yerli kaynaklardan tedariğe öncelik vererek bu konuda; kamu veya özel sektör ayrımı yapmadan,  yerli sanayiciye ciddi destekler getirmiştir. 

Sistem ve platform üreticileri yanında alt sistem üreticilerinin de desteklenmesinin ve bu konuda özel programların uygulamaya alınmasının, yerlileştirme çabalarının başarıya ulaşmasında büyük önem teşkil etmektedir.  Bakanlığımızın yeni dönem strateji planlamasında bu konu öncelikleri arasına alınmıştır. 

Son yıllarda gayrisafi milli hasıladan savunma sektörüne ayrılan pay giderek düşmekte olup son 5-6 yılda bu oran yüzde 2,3’ten  yüzde 1,7’lere gerilemiştir.  Yine toplam savunma harcamamız bir süredir 14-16 Milyar Dolar civarında seyretmektedir. 

Ükemizin içinde bulunduğu asimetrik tehdit, bu durumun komşularındaki gelişmeler ile paralel olarak gelişmediğini göstermektedir.   Karşılaştırma yapılabilecek birçok ülkenin savunma harcamaları ülkemizin rakamlarının çok üzerindedir.  Örneğin ülkemizin 2014 yılında gerçekleşen 14 Milyar Dolar Savunma harcamasına karşın (NATO Raporu bilgisi) Rusya 84, İngiltere 66, Fransa 52, Suudi Arabistan 67 ve Yunanistan 5 Milyar Dolar harcama yapmışlardır. 

NATO, savunma harcamalarının GSMH’nın en az yüzde 2’si seviyesinde olmasını hedeflemiş bulunmaktadır. Komşu ülkelerde yaşanan gelişmeler ve terör ile mücadele, yüzde 3-3,5 seviyesinde bir harcamayı makul olarak tanımlamaktadır. 

Yerli savunma sanayi ekipmanlarının imalatında anahtar rol oynayan takım tezgahları sektörünün önemine ilişkin neler paylaşabilirsiniz?

Savunma ürünleri imalatında hassas talaşlı imalat, metal şekillendirme, otomasyon çok yaygın olarak kullanılmaktadır. Yanıcı ve patlayıcı üretiminde bu tehlikeli maddelerin insan ile bir araya gelişini minimize etmek gerekmektedir. Bu gereksinim de uzaktan kontrollü ve otomasyona dayalı üretim hatlarının oluşturulmasını zorunlu kılmaktadır. Bu konulardaki çözüm ortağı takım tezgahları imalatçılarıdır.  Takım tezgahları ile özel amaç ekipmanları; sektör firmalarımızın işlerini güvenli, kaliteli, zamanında ve ekonomik olarak yapabilmelerinin temel koşuludur.  

Mevcut savunma sanayisindeki teknolojik ürünün sürekliliği ve gelişiminin öneminden bahsedebilir misiniz? Bu sürekliliğin ve gelişimin sağlanması için ihtiyaç duyulan değerler ve gereklilikler nelerdir?

Savunma sektöründe sanayicilerimizin ulaştığı yetkinlik, büyük emekler sonucunda ve geniş kaynaklar ayrılarak kazanılmıştır.  Tüm kritik teknolojiler yüksek nitelikli personel ve büyük yatırımlar ile zaman içinde oluşturulmuştur. Bu nedenle korunması ve geliştirilmesi öncelikli teknolojilerdir. Hızla gelişen savunma sektöründe yavaşlamak geride kalmaya, gelişmiş ülke teknolojileri ile aranın açılmasına sebep olacaktır. TSK envanterinde yaşlanan sistem ve platformların yenilenmesi, envanterde olan ve kullanım ömrü devam eden sistemlerde modernizasyon çalışmalarının yapılması ve yeni ürün geliştirme çalışmalarına daha yüksek oranda destek verilmesi büyük önem teşkil etmektedir.

Savunma sanayisi açısından Ar-Ge ve inovasyonun öneminden bahsedebilir misiniz?

Savunma sektöründe tehdit etkinliğinin artırılması, vurucu kabiliyetin yükseltilmesi, öldürücülük veya düşmanı saf dışı bırakmanın geliştirilmesi üzerinde sürekli araştırma geliştirme çalışmaları gerçekleştirilmektedir. Bu şekilde yeni gündeme gelen tehdide karşı; etkin ve güçlü savunma  çalışmaları aynı hızla yürütülebilmektedir. Özet olarak tehdit ve savunma, Ar-Ge ve inovasyon çalışmalarını sarmal şeklinde yürütmektedir.

Bu çalışmaların; temel Ar-Ge ile başlayıp, uygulamalı Ar-Ge ile devam edip, envantere alınacak ürün çalışmalarına kadar tüm süreci kapsaması gerekmektedir. Sektör Ar-Ge çalışmalarına yıllık 900 Milyon Dolar harcama yapmakta olup bu tutarın yüzde 30-35’lik kısmı öz kaynaklardan karşılanmaktadır. Sektörün toplam cirosunun yüzde 18’ini ürün ve teknoloji geliştirme çalışmalarına ayırması Ar-Ge ve inovasyona verilen önem ve önceliği işaret etmektedir.

Savunma sanayisi alanından sağlanan özgüven ve üretim gücü sivil alana nasıl yansımaktadır? Sanayi sektörleri bazında bu konuyu nasıl değerlendiriyorsunuz?

Savunma sanayisinin kullandığı teknolojiler, sivil sektörde kullanılan pek çok teknolojiye öncülük yapmıştır. Örneğin bilgi sistemleri, görüntüleme, iletişim vb. teknolojiler önce savunma alanında geliştirilmiş takiben sivil uygulamalara taşınmıştır. 

Ülkemiz sanayicileri de sürdürülebilirlik ve gelişim için komşu teknolojiler alanında aktif olmayı benimsemeye başlamışlardır. Bugün için öncelikli komşu sektörler otomotiv, tıp, ulaşım ve enerji olarak öne çıkmaktadır. Sektör oyuncularının bu alanda aktif olmaya başladıkları ve ciddi katkı verdikleri gözlenmektedir.

Savunma sanayisi alanında sektörel rekabetin mevcut kuralları ve olması gereken yapıcı şartlar konusunda bizi bilgilendirir misiniz?

Savunma sektörü hemen hemen tüm ülkelerde belirli kalıplar içerisinde korunmaktadır. Bu sektörü piyasa şartları içerisinde kurgulamak ve çalıştırmak, doğru bir yaklaşım olarak görülmemektedir. Bu nedenle ülkemizde de belirli koruma argümanları oluşturulmuştur.  Devlet ihale kanununda “Gizli” tanımına giren projelerin tek kaynak veya belirli yükleniciler arasında ihale veya pazarlık usulü ile yürütülmesine imkan veren düzenlemeler yapılmıştır. Açık ihale yöntemi, rutin satın alımlar veya çok sayıda tedarikçi tarafından karşılanabilecek alımlar için uygulanmaktadır.

Türkiye Savunma Sanayisi’nin dünyadaki imajı hakkında bilgi paylaşabilir misiniz?

Ülkemiz savunma sanayii özellikle 2000’li yılların başından itibaren özgün ve milli ürün geliştirme ve TSK envanterine alma konusunda ciddi gelişmeler kaydetmiştir.  Bu durum gelişmiş ülkeler ve savunma sanayicileri tarafından yakın ilgi ile izlenmektedir.  Sektörün geliştirdiği ürünler NATO standartlarına uygun,  çatışma ortamında performansı denenmiş, başarılı olmuş ve kalifiye edilmiş ürünlerdir. 

İlave olarak NATO’nun en büyük ve güçlü ordularından biri olan TSK’nın envanterine girmiş olması çok olumlu bir algı yaratmaktadır. Bu nedenlerle yerli ürünlerimiz dünya pazarında, özellikle dost ülkelerde ciddi bir ilgi görmekte ve ihracat potansiyelimiz her geçen gün gelişmektedir.Bunun sonucunda gelişmiş ülkelerin savunma sanayicileri sektör temsilcilerimiz ile yakın bir iletişim kurarak ortak çalışma önerileri sunmaya başlamış, yeni işbirlikleri için fırsatlar yaratılmıştır. 

 

 

“Milli savunma ve havacılık projelerinde, yerli katkı oranını artıracağız”

İlhami Keleş / Savunma, Havacılık ve Uzay Kümelenmesi (SAHA) İstanbul Genel Sekreteri

 

SAHA İstanbul olarak bölge firmalarının, Savunma, Havacılık ve Uzay Sektörlerinde olabilmelerini sağlamak adına bir misyon üstlendiğinizi biliyoruz. Bu hedef doğrultusunda neler yapıyorsunuz? 

SAHA İstanbul bölgesindeki üretici firmalar; yüzü dışa dönük, ihracat yapan, dünyanın her yerinde diğer ülkelerin firmaları ile yarışan firmalardır. Gerek teknolojik alt yapıları gerek bilgi birikimleri, gerek ise cesaretleri şunu göstermektedir ki: İrade, kaynak ve pazar ortaya konulduğu takdirde firmalarımızın yapamayacağı hiçbir şey yok… Ancak teknolojik ve altyapı birikimlerini savunma havacılık ve uzay sektöründe değerlendirme konusunda oldukça uzak durmaktadırlar. Bunun nedenlerinden birisi bu sektörlere ve ihtiyaçlara dair bilgi eksiği olsa da diğeri  ise Ankara’yı ve bürokrasiyi yeterince tanımamak; soğuk bulmak ve olası güçlükleri, bürokratik engelleri göze alamamak olarak söyleyebiliriz. Bizim görevlerimizin başında, bu gri alanları ortadan kaldırarak firmaları bilgilendirmek, motive etmek ve bürokratik güçlükleri yenmelerine katkı sağlamak suretiyle firmalarımızı savunma, havacılık ve uzayın ihtiyaç duyduğu yüksek teknoloji gerektiren ürünleri ve sistemleri üretebilecek hale getirmektir. Kritik teknolojilerde dışa bağımlılığın ortadan kaldırılması maksadıyla Türk sanayi üretiminin yüzde 50’sini üreten bu coğrafyanın, daha etkin görevler üstlenmesi sağlanacaktır.

Bu maksatla, bölgedeki mevcut potansiyeli kullanarak yüksek teknolojik ürün geliştirmek ve üretmek için bölge firmaları arasında işbirliği oluşturarak sinerji yaratmayı hedefliyoruz. Bunun sonucu olarak milli savunma sanayi projelerinde ve havacılıkta, yerli katkı oranını artıracağız. Bazı kritik projelerde yüzde 100 yerlilik düzeyine ulaşmak zorundayız.

Bunun yanı sıra özellikli alanlar ya da yüksek teknoloji gerektiren ürünler geliştirmek suretiyle dünya markaları ortaya çıkarmak, bu yolla küresel rekabet avantajı oluşturmak, kamu, özel ve uluslararası ihalelerde güç birliği yapmayı başarmak SAHA’nın temel fonksiyonlarındandır.

Üyelerin; kamu kurumları, üniversiteler, araştırma kurumları, STK’lar, kalkınma ajansları ve uluslararası destek merkezleri ile arasındaki işbirliğini tesis etmek ve geliştirmek; uluslararası akreditasyonu olan Test ve Belgelendirme Merkezlerinin kurulmasına katkı sağlanmak, ortak hukuk ve sınai mülkiyet hakları hizmetleri yürütülmesi yine görevlerimiz arasındadır.

İstanbul hinterlandında bulunan sanayinin, en büyük eksikliği bir yetenek envanterinin olmamasıdır. Firmalar yanlarındaki fabrikanın yeteneklerinin neler olduğundan bile habersiz… Ülke içinde üretilen pek çok ürün yurt dışına satılmaya çalışılırken, aynı ürünlere ihtiyaç duyan pek çok firma bilgisizlik nedeniyle bu ürünleri yurt dışından almaya çalışmaktadır. Türkiye’de bu üretiliyor mu, kim üretiyor bilgisi kurumsal anlamda kimsede yok. İstanbul Sanayi Odası bile firmaları NACE kodu kadar tanıyabiliyor. Bu nedenle kurumsal olarak kendi sektörümüz olan savunma, havacılık ve uzay sektörlerinde yetenek envanteri çıkartılmasını planlıyoruz. Bu konuda SSM Sanayileşme Dairesi ile birlikte çalışıyoruz.  

Bizim bu konuda yaptığımız en hayırlı iş, firmalarımızı birbirine yönlendirmek suretiyle birbirlerinin tedarikçisi ya da çözüm ortağı haline getirmek. Birbirlerinin yeteneklerinden haberdar olmaları ve bu şekilde işbiriliği kurmaları firmalara ciddi bir avantaj sağlamaktadır. Biz buna çöpçatanlık diyoruz. Yerli sanayimizin çöpçatana çok ihtiyacı var ve SAHA bunu çok güzel yapmaya başladı. 

Ulusal ve uluslararası fuarlara katılım sağlanması ve bu konuda üyelere destek sağlanması önemli faaliyetlerimizden birisidir. Katar’da yapılan High-Tech Port Qatar by MUSIAD fuarına 32 firmamızı götürdük (Türkiye’den toplamda 60 firma katıldı) ve üyelerimizin m2’si 700 USD olan fuar yer ücretleri Savunma Sanayi Müsteşarlığı tarafından ödendi. Savunma Sanayiinde ana yüklenici olan firmaları üyelerimizle buluşturmak ve onlara ikili görüşmeler yaptırmak suretiyle, yurt dışından ve yurt içinden yaptıkları tedariklere alternatif yaratmak suretiyle katkı sağlıyor ve aynı zamanda yerlilik oranlarını arttırıyoruz. Mesela yakın zamanda ROKETSAN ile 253 firmamıza ikili görüşmeler yaptırdık. TAI ile 152 firma alt system grupları şeklinde görüştürüldü. Üretilmekte olan 6 adet Denizaltımızın ana yüklenicisi Alman dünya devi ThyssenKrupp ile SAHA Istanbul sanayicileri buluşturulmuş, ikili iş görüşmeleri

yaptırtılmıştır. ASELSAN, HAVELSAN, FNNS, OTOKAR, SEDEF TERSANESİ şeklinde bu çalışmalar devam edecektir.

Bunun yanı sıra seminerler, sempozyumlar ve panellere iştirak edilmek suretiyle; savunma, havacılık ve uzay konularında farkındalıklar yaratmaya çalışıyoruz. Bu gayretleri uluslararası alana taşımak, teknoloji transferleri gerçekleştirmek, ülkemize doğrudan yatırım çekmek gibi maksatlarla bizimle aynı alanda faaliyet gösteren ulusal ve uluslararası dernek ya da kurumlara üye olmak suretiyle bunlarla ortak faaliyetler gerçekleştirmek için çalışıyoruz.

Savunma sanayinin genel sanayimiz içerisinde olması gereken yer neresidir? Biz bunun neresindeyiz? Daha ne kadar yolumuz var?

Gelişmiş ülkelere baktığımızda kendilerini teknolojik olarak yukarı çeken temel sektörlerin savunma, havacılık ve uzay olduğunu görüyoruz. Savunma, Havacılık ve Uzay Sanayii genellikle en ileri, en uç teknolojilerin kullanıldığı, sürekli yeni teknolojilere gereksinim duyan, teknoloji yoğun bir alandır. Burada geliştirilen teknolojik yetkinliğin, sivil hayatın her alanında kullanılma imkanı olabilmektedir.

Ülkeler kendi milli güvenliklerini sağlayabilmek için savunmaya para harcamak zorundadırlar.

Bu harcamaları belli bir disiplin içinde yapmak suretiyle kendi milli savunma sanayilerini geliştirebilirler. Bu konuda başarılı olan ülkeler sanayi politikalarının merkezine savunma sanayini, sivil havacılık ve uzay çalışmalarını oturtmak suretiyle firmalarının teknolojik yetkinliklerini yukarı çekebilmektedirler. Belki bu üç ana sektörün yanına sağlık sektörü de dördüncü bir sektör olarak eklenebilir. Türkiye olarak da son yıllarda savunma sanayine artan oranda ağırlık verilmektedir. Bunun bir sonucu olarak da savunma sistemlerimizdeki yerlilik oranı yüzde 55’e kadar yükselmiştir. Ancak buradaki yerli katkının, yüksek teknolojiden oluşması ve milli kritik olan teknolojileri içeriyor olması önemlidir. Özellikle dışa bağımlılığın risk oluşturduğu, sadece belli ülke ya da firmalar tarafından üretilen kritik ürünlerin yerli olarak üretilebiliyor olması önemlidir. Bu bir Silahlı kuvvetlerin savaşma yeteneğini doğrudan etkileyen önemli bir faktördür. Yani bir ülkenin caydırıcılığı ya da savaştaki başarısını doğrudan etkiler. Ülkenin iç ve dış tehditten korunması, birliğini bütünlüğünü muhafaza etmesi ve diplomatik alanda ulusal çıkarlarını koruması için olmazsa olmaz bir faktördür. Böyle somut ve hayati çıktılarının yanısıra yukarıda bahsettiğim gibi burada kazanılan teknolojik yetkinlikler hayatın her alanında somut olarak kullanım yeri bulabilmektedir. Bu nedenle savunma sanayine bir yandan bağımsızlık, birlik, bütünlük sorunu olarak bakarken diğer yandan sanayileşmiş ve gelişmiş bir ülke olmanın önkoşulu olarak görmek gerekmektedir. Ancak, burada temel sorun her şeyi dışarıdan zorlanmadan alma kolaylığına alışmış olan bürokrasi ve buna göre formatlanmış tedarik mevzuatlarıdır. Hiçbir başarısızlık riskine girmeden zaman kaybetmeden sadece para ödeyerek sorun çözme kolaycılığı ve bunun, uluslararası askeri silah teçhizat ticareti konusunda uzman pazarlamacıların tam saha presleriyle desteklenmesi yerli milli sanayi geliştirmenin önünde en büyük engeldir.  Buna satıcı ülkenin politik manipülasyonlarını da eklemek mümkündür. Bütün bunlara rağmen bu konu artık günümüzde bir ülkenin varoluş ya da yok oluşuyla doğrudan alakalı bir hale gelmiştir. Onun için mutlaka başarılmak zorundadır. Tasarım yeteneği de teknoloji yeteneği kadar mutlaka sahip olunması gereken önemli bir yetenektir.  

Yurt içinde savunma sanayi yeteneğine sahip olmanın iki temel faydası daha ön plana çıkmaktadır. Bunlardan birisi gömülü yazılım kullanan sistemlerin kodlarına hakim olma mecburuyeti… Diğeri ise satış sonrası hizmetler konusunda dışa bağımlılıktan kurtulmuş olmanın bir savaş durumunda önemi. 

Birinci konuda kasdettiğim, eğer sistemleriniz size ait değilse içinde koşan compile edilmiş yazılımlara yerleştirilecek arka kapılarla uzaktan etkisizleştirmenin mümkün olması. Bu çok hayati bir konudur.  Yerden, uydudan, gemiden v.s. sistemleri uzaktan susturmak mümkündür. Teknolojiyi üretmiyorsanız sadece izin verilen kadarını, izin verilen yerde, izin verilen düşmana, yani sadece üretici ile ortak düşmanınıza karşı kullanabilirsiniz.  Diğer konu ise dışardan aldığınız bir sistemle savaşa girdiğinizde, arıza nedeniyle üretici desteğine ihtiyacınız doğduğunda, ya da tecrübi stokun üstünde yedek parça ihtiyacı doğduğunda temin edebilmeniz ciddi problemdir.  

Bu konuda Türkiye’de herşeye rağmen güzel gelişmeler kaydedilmiş durumdadır. Ancak daha katedecek çok mesafe var. Özel alaşımlı metaller, yüksek teknoloji gerektiren malzemeler, uçak, tank, gemi motoru ve transmisyonları gibi alanlarda çok işimiz var. Mesela Uçak iniş takımları konusunda firma belirleme sürecine kadar gelindi. Uçak iklimlendirme ve kabin basınç sistemleri konusunda çalışıyoruz. Uçak motorlarında TEİ ve Kale Havacılık ciddi mesai harcıyor.  Bunun yanısıra firmalarımızın münferit olarak parka üretim gayretleri devam ediyor. Bu şekilde üretilen pek çok parçanın sertifikasyon süreçleri bile tamamlandı. 

Türkiye’nin yazılım ve elektronik teçhizat, kompozit malzeme üretme yeteneği önemli bir noktaya geldi. Ama bu yeteneğin doğru yönlendirilmesi ve talep yaratılarak geliştirilmesi çok önemlidir.

THY, THY Tenik’in İstanbul’da oluşu ve 3’ncü Havalimanı gibi gelişmelerin bölgemiz sanayisine yansımaları neler olabilir?

Dünya haritasını önünüze açın, iğneyi İstabul’a batırın ve bakın. İstanbul’un demografik ve ekonomik olarak ne kadar yoğun  bir bölgenin merkezinde olduğunu görürsünüz. Kültürel ve tarihsel kimliği ve kültürlerarası köprü niteliği, turistik zenginliği dikkate alındığında İstanbul’un dünyanın hubı olduğu görülmektedir. İstanbul’un halen 70 milyon olan yolcu kapasitesi 3’ncü Havalimanı devreye girdiğinde 220 milyona çıkacaktır. Zaten dışarda tedirginlik yaratan hususun da mevcut potansiyelin altyapı ile destekleniyor olmasıdır. Bu potansiyel, yer hizmetleri, turizm v.s getirilerinin yanısıra yabancı hava yollarının bakım hizmetlerinin de ülkemizde yapılması gibi sonuçları olmaktadır. Halen sadece üyemiz THY Teknik 300’ün üzerinde hava yolu şirketine bakım desteği vermektedir. Bu hizmetin maddi getirisinin yanısıra bakımda kullanılan malzemelerin yerli sanayi ile üretilmeye başlanması kendi uçağımızın yapılmasının yolunda önemli bir katkı sağlayacaktır. Mevcut durumda THY Teknik bu bakım hizmetlerinde kullanılan malzemelerin ithalatı için yılda 400 milyon USD yedek parça ve bakım malzemesi ithalatı yapmaktadır. Yalnızca bu malzemelerin millileştirilmesi bile ekonomimize ciddi bir katkı sağlayacaktır. Yerli ürüne dönüştürülecek bu malzemelerin aynı zamanda ihraç edilmesi ve/veya milli olarak geliştireceğimiz ve üreteceğimiz hava araçlarında kullanılması bizi çok ileri bir noktaya taşıyacaktır. 

Savunma ve Havacılığın yüksek teknoloji gerektiren lokomotif sektörler olduğunu söylediniz. Bu alanda sanayinin mesafe alabilmesi için ihtiyaç duyulan insan kaynağı konusunda ne düşünüyorsunuz?

Ülkemizin Savunma, Havacılık ve Uzay çalışmalarında dünya standartlarını yakalaması için en önemli parametre eğitilmiş insan kaynağıdır. Yeni hava aracı tasarlama ve üretme için bunu yapabilecek yeterlilikte eğitim almış ve birikime sahip insanların yetiştirilmesi ve gerekirse bu konuda tersine beyin göçünün motive edilmesi gerekir.  Temel eğitimlere önem verilmesi ve üstün zeki çocukların temel eğitimlerde özel programlar uygulanarak eğitilmeleri ve teknoloji üretebilir hale getirilmesi hayati dercede önemlidir.

Bunun yanısıra mühendislik eğitimlerinin sanayinin içinde ve sanayinin ihtiyaçlarına uygun olarak verilmesi, sanayinin pratiklerinin ve sorunlarının üniversitelere taşınması çok önemlidir. Mühendislik eğitimleri boyunca öğrencilerin sanayinin içinde ve yoğun bir uygulamalı eğitime tabi olmaları savunma ve havacılık sanayinde sektöre çok şey katacaktır.  Üniversitenin akademik birikiminin sanayinin hizmetine sunulması, yeni ve inovatif ürünler geliştirilmesi için motor güçtür. Ancak bunun hayatın pratikleri içinde realize olabilmesi için doğru ve işletilebilir, sürdürülebilir modeller oluşturulması önemlidir. SAHA İSTANBUL Üniversite Sanayi işbirliğinde yeni bir model geliştirdi. Bünyesindeki 11 üniversiteden 4’ü ile somut konuları içeren protokoller yapmıştır. Bu üniversiteler, İstanbul Teknik Üniversitesi, Yıldız Teknik Üniversitesi, Marmara Üniversitesi, Gebze Teknik Üniversitesidir. 

Bu konuda diğer önemli bir husus da teknisyen eğitimidir. Mühendislerin eğitimi için arzu ettiğimiz uygulamalı ve sanayinin pratiklerinden beslenen eğitim modelinin teknisyen eğitiminde de kullanılması önemlidir. Teknik liselerin çok özel yetenekli ve zeki çocuk teşekkül etmesi, sınavla girilebilmesi ve mühendisliklere bu liselerden geçilmesi sağlanmalıdır.

SAHA İSTANBUL olarak özellikle EASA ve FAA sertifikalı uçak teknisyeni yetiştiren teknik liselere bünyemizdeki firmalar ile destek veriyoruz. Örneğin üyemiz Skyjet firması uçak teknisyeni eğitimlerini bu sertifikalarla verebilmektedir.  Aynı zamanda HUKD’nin bu konudaki çalışmalarını önemsiyoruz. Orada geliştirilen üniversite destekli model başarılı olduğunda diğer yerlerde de uygulanma imkanı olacaktır.

Bu konuda hedefe ulaşmada dikkate almamız gereken daha başka hususlar var mıdır? Son olarak söyleyeceğiniz şeyler nelerdir?

Dikkate almamız gereken diğer önemli bir parametre de iradedir. Karar vericilerin milli kritik sistemlerin millileştirilmesi konusunda yılmaz bir iradeye sahip olması çok önemlidir. Ancak bu iradenin bürokraside karşılık bulması ve orada oluşacak direnci yenmesi ve bu konudaki gayretlerin başarıya ulaşmasının önündeki bütün engellerin kaldırılması gerekmektedir. 

Projelerin realize olmasında en önemli konulardan birisi de finansal kaynağın planlanabiliyor olmasıdır. Bu konuda son yıllarda Ar-Ge’ye ayrılan kaynağın arttığından bahsediyor olsak bile ekonomi, havacılıkta pazarda olan ülkelerle mukayeseli ölçeklendirildiğinde çok daha fazla kaynak ayrılması gerektiği ortaya çıkmaktadır. 

Son ve en önemli konulardan birisi de sabırdır. Ar-Ge, doğası gereği zaman ister. Bu bizim millet olarak yumuşak karnımızdır. Herşey hemen olsun isteriz. Bizim bu zafiyetimiz maalesef bazı art niyetli dış alım düşkünleri tarafından istismar edilmektedir. Herşey çok acil ihtiyaç kapsamında tedarik edilmeye çalışılır. Dışardan ithal edilen bir ürünün çok acil alımına çıkılması demek, yabancıdan almaya devam edeceğim, bunu millileştirmeye niyetim yok demektir. Hem millileştirme istiyormuş gibi yapıp hem de acil alıma çıkmak tamamen bürokratik bir aldatmacadır. Siyasi iradenin bu konuda çok net ve kararlı bir duruş sergilemesi gerekmektedir. 

Bu bileşenleri biraraya getirdiğimiz takdirde başarılı olmamamız için hiçbir neden yoktur ve benim bunu başaracağımızdan en ufak bir şüphem yoktur. Konjontür de bizi hızlı hareket etmeye ve hata yapmamaya zorlamaktadır. Yeterince zaman, zemin, beyin, para ve genç kaybettik. Artık daha iradeli ve karalı olmak zorundayız.