Takım Tezgahları ve Üretim Teknolojileri Dergisi
SEKTÖRÜN GÜÇLÜ BİRLİKTELİĞİ

  • EURO 6.0462
  • DOLAR  5.3316
  • İstanbul : 8.2°C

Bakan Özlü, sanayide reforma gidildiğinin sinyallerini verdi

 

2016 yılının son çeyreğindeyiz, 2017 yılında Türkiye Sanayisini neler bekliyor? 

Öncelikle Türkiye İstatistik Kurumu (TÜİK) tarafından açıklanan dış ticaret verilerini değerlendirmek gerekirse, Türkiye’nin Temmuz ayında dış ticaret açığı yüzde 32,5 4 milyar 788 milyon dolara düşmüştür. İhracatın ithalatı karşılama oranı 2015 Temmuz ayında %61,1 iken, 2016 Temmuz ayında %67,3 ‘e yükselmiştir.

Ayrıca, Bakanlığımız tarafından Üç Aylık Ulusal Verimlilik İstatistikleri kapsamında yayımlanan çalışan kişi başına üretim endeksi, 2016 yılı ikinci döneminde önceki yılın aynı dönemine göre (2015 yılı II. dönemine göre) %3,64 artmıştır. Çalışan kişi başına üretim endeksi, bir önceki döneme göre (2016 yılı I. dönemine göre) ise %6,16 artmıştır. Mevsimsel etkilerden arındırılmış çalışan kişi başına verimlilik endeksi ise önceki yılın aynı dönemine göre %3,74 artmıştır.

Gerek bu çeyrekteki gerekse son 26 çeyreklik verimlilik artışının kaynaklarına bakıldığında, bu artışın özellikle üretim artışına dayalı olduğu görülmektedir. Rakamlara göre, sanayi üretiminin bir önceki döneme göre %6,46, 2010 yılı başından itibaren ise yıllık ortalama %7,34 arttığı gözlenmekte ve bu durum büyümenin itici gücünün sanayi üretimi olduğunu göstermektedir.

2016 yılı için bakıldığında dünya ekonomilerinde yaşanan belirsizliklerle birlikte bölgesel sıkıntılara rağmen Türkiye sanayisi sahip olduğu güçlü ve sağlam ekonomik altyapısı sayesinde bu süreci de sorunsuz ve hızlı bir şekilde büyüyerek tamamlamıştır. 

Ülkemiz sanayileşmeyi sosyo-ekonomik yönleriyle bir kalkınma modeli olarak kabul etmektedir. Bu bağlamda; katma değeri yüksek, orta-yüksek ve yüksek teknolojili sektörlerin gelişimine öncelik veren, nitelikli bir istihdamı bünyesinde barındıran, yatırım ve iş ortamı iyileştirilmiş, altyapısı güçlü, çevreye duyarlı ve bölgesel gelişmeye imkan veren bir imalat sanayi yapısında yaşanacak dönüşüm, Türkiye ekonomisinin geleceği için büyük önem arz etmektedir. 

Önümüzdeki dönemde Sanayi 4.0 veya Endüstri 4.0 diye adlandırılan 4. Sanayi Devrimi ile birlikte dijital dönüşüm konusu kamu ve özel sektörün gündeminde olacaktır. Sanayi 4.0 ile yakından ilgili robotik teknolojiler, akıllı üretim sistemleri, 3D yazıcılar, nesnelerin interneti, büyük veri ve bulut bilişim gibi alanlarda yaşanan gelişmeler; ülkemizin sanayisine önemli bir bakış açısı ve dinamizm kazandıracaktır.

Küresel alanda Türkiye endüstrisini günümüz açısından değerlendirir misiniz? Neredeyiz ve nasıl bir yol haritası izlememiz gereklidir?

Dünyada teknoloji alanında yaşanan hızlı gelişmeler, uluslararası ticaret sisteminin ve finansal sistemin giderek serbestleşmesiyle birleşince iş yapma biçimlerinde önemli değişimler yaşanmaktadır. Bilgi yoğun ve yüksek katma değerli mal ve hizmet üretebilmek, rekabet gücünün belirleyicisi olarak ön plana çıkmakta, özellikle işgücünün eğitim düzeyi, gerekli becerilere sahip olması giderek önem kazanmaktadır. Böyle bir ortamda, imalat sanayi alanında faaliyet gösteren bir işletmenin rekabet gücünün ana belirleyicisi, sadece imalat yetkinliği değil; tasarım, lojistik, dağıtım gibi pek çok hizmet alanındaki performansına bağlı olabilmektedir. Bunun sonucu olarak değer zincirindeki, doğrudan imalatla ilgili olmayan diğer aşamalar, hizmet ve destek faaliyetlerini de kapsar hale gelmektedir. 

Ülke ekonomimizin dünya ekonomisi içerisinde yüksek katma değer oluşturabilmesi; uzmanlaşma, yeni teknolojilerden faydalanma, yenilikçilik kapasitesini geliştirme gibi faktörlere bağlı hale gelmektedir. Bir ekonominin büyüme kapasitesinin arttırılması, kendini geliştirebilen, rekabet gücünü sürekli arttırabilen firmaların sayısının artmasına paralel olarak gerçekleşmektedir. Ayrıca, insan kaynağının sürekli olarak geliştirilmesi, bilgi ve iletişim teknolojilerinin yaygınlaştırılması, yenilikçiliğe odaklanılması kişi başına geliri sürekli olarak arttırabilmenin yolu olarak öne çıkmaktadır. 

Firmalarımızın uluslararası alanda rekabet edebilmesi için teknoloji seviyesini üst seviyelere çıkarmasının yanında markalaşması da gerekir. Bu süreç de ancak tasarım yoluyla gerçekleşebilir. Türkiye Sanayi Stratejisi Belgesi’nde  (2015-2018) “tasarım” konusunda “Tasarım ofisleri desteklenecektir” eylemi mevcuttur. Bakanlığımız koordinasyonunda hazırlanan Ar-Ge Reform Paketi ile bu eylem yasalaşmış olup, bu konuda firmalar desteklenecektir. 

Daha nitelikli ve yüksek katma değerli üretim için firmalarımızın bir araya gelmesi önem arz etmektedir. Bu kapsamda Motor Mükemmeliyet Merkezi, Gaz Yakan Cihazlar Mükemmeliyet Merkezi ve Plastik Mükemmeliyet Merkezi kurulmasına yönelik mutabakat zaptı imzalanmıştır. Sektörel mükemmeliyet merkezleri sektörde bulunan nitelikli insan gücünü ve bilgi birikimini bir merkezde toplayan, firmalar için doğal kümelenmeyi sağlayan ve derin Ar-Ge’nin yapılacağı yerlerdir. Küçük firmalarımızın, mevcut bilgi ve teknoloji seviyeleriyle gerçekleştiremeyecekleri Ar-Ge projeleri, bu merkezde ortaklık kültürü içinde yapılabilecektir. 

Ayrıca, Türkiye’nin 4. Sanayi Devrimi’ni ıskalamaması için ilgili tarafların bir araya gelmesi ile bir platform kurulacak ve bu konuda özel destekler sunulacaktır.

Son 15 yılda, Türkiye’nin imalat sanayisinde niteliksel bir dönüşüm yaşanmış ve özellikle son on yılda imalat sanayinin genelinde düşük teknolojili üretimden orta teknolojili üretim yapısına geçiş konusunda önemli bir mesafe alınmıştır. Önümüzdeki dönemde ise hedef düşük teknolojili sektörlerden orta teknolojili sektörlere geçişte gösterilen başarıyı orta teknolojili sektörlerden yüksek teknolojili sektörlere geçişte de göstermektir.

Bu dönüşümü sağlayabilmek amacıyla, Bakanlığımız koordinasyonunda hazırlanan Türkiye Sanayi Strateji Belgesi’nin vizyonu “Orta-yüksek ve yüksek teknolojili ürünlerde Afro-Avrasya’nın tasarım ve üretim üssü olmak” şeklinde belirlenmiştir. Bu vizyon çerçevesinde Yerli, Yenilikçi ve Yeşil Üretim formülü temelinde 3 temel hedefimiz bulunmaktadır.

Bu hedefler;

- Sanayide bilgi ve teknolojiye dayalı yüksek katma değerli yerli üretimin geliştirilmesi,

- Kaynakların etkin kullanıldığı, daha yeşil ve rekabetçi bir sanayi yapısına dönüşümün sağlanması,

- Sosyal ve bölgesel gelişmeye katkı sağlayan ve nitelikli istihdam sağlayan sanayinin desteklenmesi olarak belirlenmiştir.

Bunun yanısıra,  Bakanlığımız koordinasyonunda 16-17 Ocak 2016 tarihleri arasında Üretim Reform Paketi Çalıştayı gerçekleştirilmiştir.  Söz konusu çalıştayda sektörlerin yapısal dönüşüm için devletten olan beklentileri ve yapılması gerekenler tartışılmıştır. Ele alınan konulara ve çözüm önerilerine yönelik olarak hazırlanan Üretim Reform Paketi, yakın zamanda yasa tasarısı şeklinde Meclisin gündemine gelecektir.

Sonuç olarak; Bakanlığımızın hazırladığı, kamu kurum ve kuruluşlarımız ile sivil toplum kuruluşlarının hazırlık ve uygulama süreçlerinde işbirliği ve katkılarını sundukları ve yerli, yenilikçi ve yeşil üretime odaklanan Sanayi Stratejisi ile sektörel stratejiler, bu sürdürülebilirliği sağlamada ve 2023 yılı hedeflerine ulaşmada önemli bir itici güç olacaktır.

Makine sektörünün en büyük buluşması olan MAKTEK Avrasya 2016 Fuarı’nın T.C. Bilim, Sanayi ve Teknoloji Bakanlığı’nda yansımaları nasıl oldu?

Dünya ticaret hacminden aldığı payı arttırmayı hedefleyen ülkemizin, rekabet üstünlüğü ve insanımızın yaşam kalitesinin yükseltilmesi, sürdürülebilir kalkınma, bilgiyi üretebilme, ekonomik ve toplumsal faydaya dönüştürebilme yeteneğinin geliştirilmesi bizim mutlak hedefimiz olmuştur. Diğer taraftan, gelişmiş ülkelerde ekonomik ve sosyal ilerlemenin temelinde her zaman sanayinin olduğu artık net bir şekilde görülmüştür.

Biliyorsunuz ki 2023 yılında 500 milyar ABD Doları ihracat yapmayı hedefliyoruz. Bu hedefe doğru ilerlemek için de Türkiye’nin emekle rekabet eden bir ülke yapısından teknoloji üreten ve ürettiği teknoloji ile var olan bir ülke yapısına kavuşması şarttır. Nitelikli işgücü ve teknolojisi ile imalat sanayii, ülkemizi dünya ticaretinde hak ettiği noktaya taşıyabilecek potansiyele sahiptir.

Bu hedeflere ulaşabilmek adına en büyük ve en önemli sorumluluk da makine sektörümüze düşmektedir. Makine Sektörü’nün 2023 yılında hedeflenen 500 milyar dolarlık ihracatın 5’te birini, yani 100 milyar dolarlık ihracatı sırtlaması gerekmektedir. Sektörün bu hedefe rahatlıkla ulaşacağına emin olmakla birlikte, bu alanda faaliyet gösteren tüm firmalarımızın çalışmalarını yeniden ivmelendirmelerinin hem kendileri hem ülke ekonomisi açısından da önem taşıdığını düşünüyoruz.

Bunula birlikte, kamu olarak bizim de elimizdeki politika araçlarını Türk Makina Sektörünün imkân ve kabiliyetlerinin stratejik bir seviyeye çıkarılarak, yurt dışı bağımlılığın azaltılması, yurt içinde mevcut olan kabiliyetler için yurt dışına kaynak akışının önlenmesi, makine sanayinde mevcut, geliştirilebilir ve erişilebilir üretim, yatırım ve teknoloji imkânlarının analiz edilmesi, değerlendirilmesi ve kendi kendine yeten, uluslararası pazarda rekabet gücüne sahip bir sektöre dönüştürülmesi amacıyla kullanması ve gerekirse bu araçların tüm paydaşlar ile birlikte yeniden gözden geçirilmesi de büyük önem taşımaktadır.

Diğer bir husus da, ülkemizin ihtiyacı olan sanayi ürünlerinin yerli üretimle karşılanmasıdır. Ülke ekonomisi açısından son derece önemli olan bu hedefin gerçekleştirilmesi maksadıyla kamu olarak bizler de büyük çaba sarf etmekteyiz ve aynı hassasiyeti sanayicilerimizden de beklemekteyiz.

Son olarak, birçok sektörel üründe küresel bir marka haline gelen ve ülkemiz sanayine önemli bir katkı sağlayan sanayicimizin; istihdamı artırıcı, katma değeri yüksek yeni ürünlerle ve yeni ülke pazarlarıyla ihracatını artıran ve en önemlisi de kurumsallaşmaya özen gösteren bir vizyonla çalışmalarını sürdürmelerini temenni etmekteyiz.

Savunma Sanayii Müsteşarlığında önemli görevler icra ettiniz. Şimdilerde T.C. Bilim, Sanayi ve Teknoloji Bakanlığı görevini sürdürmektesiniz. Savunmayı ve sanayiyi ortak şekilde ele alırsak ülkemizde Savunma sanayisinin gelişmesi için ana belirleyici unsurlar neler olur? 

Genel Müdürlüğümüz bünyesinde başta otomotiv, makina, elektronik ve uzay-havacılık sektörleri olmak üzere birçok sektör ile etkileşim halinde olan savunma sanayinin gelişmesi ve teknoloji alanında yaşanan gelişmelerin üretim süreçlerine yansıması ülkemizin rekabetçi yapısını daha yukarıya taşıyacaktır. Bakanlığımızın Ar-Ge ve yenilikçi üretimler konusundaki destekleri ve özel sektörü yönlendirmesi şirketlere küresel çapta rekabet üstünlüğü ve markalaşmayı sağlayacaktır. Ayrıca Türk Silahlı Kuvvetlerimizin ihtiyaçlarına yönelik yerli katkı oranlarının artırılması çalışmaları Türk Sanayisini büyütecektir. Burada dikkat edilecek nokta nitelikli insan gücü,  sürdürülebilir Ar-Ge, yüksek teknolojili ve katma değerli ürünlerin üretilebilmesidir.

Sanayici işadamlarımız,  teknik eğitimi “ülkemiz sanayisinin kanayan yarası” olarak niteliyor. Gerek meslek liselerinde gerek ise üniversitelerde, teknik eğitim veren okulların yaşadığı problemleri çözmek için T.C Bilim, Sanayi ve Teknoloji Bakanlığı’nın faaliyetleri neler oldu, gelecek zaman içinde neler olacaktır? 

Üretim faktörleri, dengeli bir büyüme için büyük önem arz etmektedir. Verimlilik odaklı bir yaklaşım, rekabet gücünün artırılmasını, dolayısıyla yüksek ve istikrarlı büyümeye ulaşılmasını sağlayabilecektir. Bu kapsamda; imalat sanayinin verimlilik düzeyini artırmak için teknolojinin yanında insan kaynağının da etkin bir şekilde kullanılması gerekmektedir. 

Eğitim sistemi ile işgücü piyasası arasındaki uyumun güçlendirilmesine yönelik mekanizmaların etkinliğinin artırılması, iş ve yaşama ilişkin bilgi, beceri ve yetenekleri yüksek ve sağlıklı bireylerin yetişmesi önem arz etmektedir. Bakanlığımız koordinasyonunda yürütülen Türkiye Sanayi Strateji Belgesi’nde (2015-2018) Nitelikli İşgücüne yönelik çeşitli faaliyetler yürütülmektedir. Bu faaliyetler arasında;

-OSB’lerin içinde meslek yüksekokullarının ve meslek liselerinin kurulmasına ilişkin; OSB’lerinin YÖK ve üniversiteler ile yaptığı işbirliği protokolleri devam etmekte olup ilgili okulların kuruluş süreçleri devam etmektedir.

-Mühendislik branşlarında teori ve pratiğin birlikte verilmesi amacıyla mühendislik fakültelerinde müfredat gözden geçirilerek en az bir dönem işyeri eğitiminin zorunlu hale getirilmesine yönelik Üretim Reform Paketi kapsamında 2547 sayılı YÖK Kanun taslağında değişiklik yapılacaktır. 

-İşletmeler ve mesleki eğitim kurumları arasındaki iş birliklerinin sayısını ve kalitesini artırmak üzere yeni bir model geliştirilmesine ilişkin; farklı bölgelerde ilgili kurum ve kuruluşların katılımı ile çalıştayların yapılması ve oluşturulan işbirliklerinin düzenli olarak takip edilmesi planlanmaktadır.

-Üniversitelerin sahip olduğu potansiyelden dolayı verilecek altyapı desteği ile belli bir dalda ihtisaslaşmasına yönelik çalışmalar ilgili kuruluşlarla birlikte yürütülmektedir. 

-Patent sayısı, ürün geliştirme ve sanayi uygulama projelerinin akademik yükselme kriterleri arasında yer almasının yanı sıra meslek yüksekokulu ve mühendislik eğitimi veren bütün fakültelerdeki öğretim elemanlarına sanayide sektör ile ortak çalışmanın teşvik edilmesi konusunda çalışmalar devam etmektedir.

 

Teknik eğitim alan öğrenciler açısından teoride öğrenilenleri pratiğe dökerken nelere ihtiyaç duyulmaktadır? Eğitim sistemimizin ya da reel sektörün bu konudaki eksikliklerine ilişkin T.C. Bilim, Sanayi ve Teknoloji Bakanlığı herhangi bir atılım yapacak mıdır?

Ülkemizde sanayide teknolojik dönüşümün sağlanabilmesi için mutlak anlamda nitelikli işgücünün istihdam edilmesi gerekmektedir.  Ancak, üniversite mezunlarının iş hayatına başlamasında en büyük engellerden biri mesleklerinin icrası için yeterli uygulama tecrübesine sahip olmamalarıdır.  

Eğitimin başarısı mezunların sanayinin nitelikli işgücü ile ilgili talep ve ihtiyaçlarına (teknoloji kullanımı, teknik bilgi ve beceri, yabancı dil, vs…) ne derece cevap verebildiği veya uyum sağladığı ile orantılıdır. Bu seviye uyumluluğunun tesis edilmesi, lisans eğitiminde işyeri eğitimi uygulamanın özellikle teknik ve mesleki eğitim fakültelerinde uygulanması,  üniversite-sanayi işbirliğinin kurulması ve geliştirilmesi ile sağlanabilir. İşyeri eğitimi, öğrencilerin okulda edindiği teorik bilgilerini işletmelerde uygulayabilmesini ve geliştirmesini sağlayacaktır. 

Bu kapsamda, 16-17 Ocak 2016 tarihinde Bakanlığımız tarafından gerçekleştirilen “Üretim Reform Paketi Çalıştayı” kapsamında üniversitelerin, lisans düzeyinde  eğitim veren  fakültelerinde (mühendislik fakültelerinde) okuyan öğrencilerin en az bir yarım dönem “iş yeri eğitimi” yapmalarının zorunlu hale getirebileceğine ilişkin  YÖK kanununda değişiklik yapılmaktadır. Üretim Reform Paketinde; Üniversite-Sanayi işbirliğinin ve Ar-Ge çalışmalarının etkinliğinin artırılması için akademisyenlere “ücretli araştırma izni” verilmesi, üniversitelerde “araştırmacı istihdamı” konusunda imkan sağlanmasına yönelik olarak düzenlemeler de yer almaktadır.

Türkiye Endüstri 4.0’ın neresinde? Kamuda, Endüstri 4.0 konusunda yapılan çalışmalar nelerdir? 

1700’lü yılların sonlarında su ve buhar gücünün keşfedilmesiyle ve imalatta kullanılmasıyla birlikte son 200 yılda ve her biri diğerinden daha hızlı ve yıkıcı 3 dönem yaşanmıştır. Bugün gelinen noktada artık Siber Fiziksel Sistemler (CPS) olarak adlandırılan ve bilişim teknolojileriyle donanmış makinaların, nesnelerin birbiriyle konuştuğu, öğrendiği ve bunların imalat da dahil hayatımızın her alanında var olacağı 4. Sanayi devriminden bahsedilmektedir.

‘Endüstri 4.0’ ile birlikte ürün ve üretim süreçlerinin tamamında dijitalleşme söz konusudur. Üretimin her aşamasında sayısal verilere dayalı, optimal ve daha hızlı karar süreçleri karşımıza çıkmaktadır. Bu hız hem ürünün tasarımından üretimine geçen süreyi kısaltarak pazara girme süresini kısaltmakta hem de tüketici taleplerine daha çabuk cevap verebilecek ürün çeşitliliğini mümkün kılmaktadır. Pazara giriş süreçleri ve üretimin her aşamasındaki bu dijitalleşme firmalar için hem ciddi verimlilik artışı hem de maliyetlerde ciddi düşüş anlamına gelmektedir. 

Türkiye bundan önceki sanayi devrimlerini kendisi için yeterince faydaya dönüştürememiştir. Ancak 4. Sanayi Devrimi yeni bir kavram olması ve tam olarak hayata geçmesi için daha 10 yıllar gerektirmesi noktasından bakıldığında Türkiye için fırsat barındırmaktadır. Ayrıca kamu, özel sektör, sivil toplum kuruluşları ve üniversiteler tarafından bu konuya ilişkin büyük bir farkındalık oluşmuş durumdadır. 

4. Sanayi Devrimi’nin hayata geçebilmesi için büyük bir dönüşüm gerekmektedir. Bu dönüşüm için gerek şirketler gerekse de ülkeler büyük inisiyatif almak zorundalar. Bu süreç altyapı gerekliliğinin yanında oldukça ciddi bir teknolojik dönüşümü de gerekli kılmaktadır. 

4. Sanayi Devrimi ile birlikte ciddi bir teknolojik dönüşüm öngörülmektedir. Ancak bu dönüşüm teknoloji ile sınırlı değildir. 4. Sanayi Devrimi ile birlikte ekonomik ve sosyal bir dönüşüm yaşanması da beklenmektedir. Yeni alanlar ve iş yapma şekilleri ortaya çıkacaktır. 4. Sanayi Devrimi’nin ekonomik ve sosyal olarak en büyük etkisi bütün iş yapma alışkanlıklarını ve iş yapış şekillerini değiştiriyor olmasıdır. Yeni dönemde klasik iş yapış modelleri azalacak, bunun yerini daha esnek, anlık değişebilen, müşteri ve tüketici alışkanlıklarına gerçek zamanlı tepki veren veri ve bilgi tabanlı iş yapış modelleri alacaktır.  Bugün insanların yapmakta olduğu birçok ağır işi gelecek dönemde robotların yapacağı düşünülmektedir. Dolayısıyla insanlar daha çok nitelik ve bilgi gerektiren işleri yapıyor olacaklardır. 

Bakanlığımız bu devrimin ve dönüşümün ilgili tüm paydaşlarla iş birliği içerisinde ve sağlıklı bir şekilde gerçekleşmesi adına çeşitli politika ve stratejiler belirlemekte ve bu hususta özel sektör ve sivil toplum kuruluşları tarafından gerçekleştirilen her türlü faaliyete gerekli desteği vermektedir.

Bilim, Sanayi ve Teknoloji Bakanlığı’nca, yerli otomobil, yerli uçak ve yerli sanayi üretimi ile ilgili umut vaat edici açıklamalar yapılıyor. Yerli üretim gerçekleştirirken Takım Tezgahları sektörünün önemime ilişkin neler paylaşabilirsiniz? 

Günümüzde gelişimini tamamlamış pek çok ülke son dönemlerde yaşanan ekonomik sıkıntıların temelinde imalat sanayilerinde yaşamakta oldukları gerilemenin bulunduğunu fark etmiş durumdadır. Her ne kadar bu ülkeler ekonomilerini ve sanayilerini yeniden yapılandırmaya yönelik adımlar atmakta olsalar da söz konusu tedbirler neticesinde istenilen etkiyi bir türlü sağlayamadıkları aşikârdır.

Diğer ekonomilerde yaşanmakta olan sürecin aksine ülkemizde son yıllarda ekonomik ve toplumsal refah konularında büyük atılımlar gerçekleştirilmiştir. Bu çerçevede, finansal aktivitelerin ekonominin temelini oluşturmadığı, bunların sadece üretim sonucunda oluşan sermaye gücünün kullandığı önemli bir araç olduğu görülmüş, bu nedenle de her türlü sanayi faaliyetinin büyük önem arz ettiği prensibi benimsenmiştir.

Sanayinin temelini ise inkar edilemez bir şekilde makine sektörü oluşturmaktadır. Makinaların imalatı da makine üreten makinalar olarak adlandırılan takım tezgahları sayesinde yapılmaktadır. Nitekim çevrenizde görmekte olduğunuz otomobillerden uçaklara, rüzgar türbinlerinden uydulara, saatlerden bilgisayarlara ve cep telefonlarına kadar pek çok ürün takım tezgahları sayesinde imal edilmektedir.

Ayrıca, benzer imalat teknolojilerine, çalışma prensiplerine ve metodolojiye sahip olan ve imalat proseslerinin en önemli ayağını oluşturan takım tezgâhları ile endüstriyel robotların imalatına ülkemizde daha fazla odaklanmalıyız. Tüm bu unsurlar, Endüstri 4.0’ın da temelinin oluşturulması açısından da stratejik bir öneme sahiptir. 

Şu anda ülkemizde talaşlı imalata yönelik takım tezgâhı üreten sınırlı sayıda firma bulunmakla birlikte bu ürünlerin sayısı gün geçtikçe artmakta ve bu ürünler sürekli olarak gelişmektedir. Dileğimiz, bilhassa pres/abkant gibi talaşsız imalat yapan tezgâh üreticilerimizin, Bakanlığımız, TÜBİTAK ve KOSGEB’in desteklerinden etkin bir biçimde istifade ederek kendilerini daha ileri teknolojili imalat gerçekleştirebilen tezgah üretimine odaklamalarıdır.

Takım tezgâhları sayesinde ülkemizdeki üretim kabiliyetlerinin daha da gelişmesi savunma, havacılık ve uzay sanayilerini gelişimine de doğrudan katkı sağlayacaktır.

Biz bu konuda Bakanlık olarak her zaman sanayicilerimizin yanında olduğumuzu bilmelerini ve Takım Tezgâhlarına yönelik ayrı bir hassasiyetimizin bulunduğunu belirtmek istiyoruz. Bu nedenle, lütfen sanayicilerimiz bu konudaki görüşlerini, değerlendirmelerini ve önerilerini Bakanlığımıza iletmekten çekinmesinler.